Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

21 Ekim 2017 Cumartesi

Bir Satışçının Dramı

   Öncelikle herkese heellöööğğww günlerdir sürekli yabancı dil konuştuğumdan arada devreler yanıyor.Neden yabancı dilde konuştuğumdan bahsedeyim.Efendim fuardan kaynaklı.İnegölde teee 6 gün süren bir mobilya fuarı var.Daha önce bahsetmiştim ihracatçıyım ben bir koltuk firmasında, benden başka yabancı dil bilen yok, e haliyle her gelen yabancıya koşturan ben.

   Haftanın başından beri sürekli ayakta, topukluların üzerinde gelen her müşteriye ürünümü tanıtmaya çalışıyor,  gerek arapça gerek ingilizce, bazen öğrendiğim birkaç kelime arnavutçayı sıkıştıra sıkıştıra fiyat konusunda pazarlık yapıyorum.Eskiden pazarlamacıları düşünüp ne zor iş derken kendimi içinde buldum o ayrı.Geçen haftadan beri bir kırgınlık vardı zaten üzerimde, daha fuarın ilk gününde 9 saat ayakta kalınca bünyem hemen hata verdi.Akşam eve gittiğimde kendimi ilk koltuğa attım bir şey yemeden üstümü değiştirmeden, nefes alamıyordum sanki, bunda gün boyu kapalı alanda içilen sigaranın da etkisi büyük.Yorgunluktan ölüyor; ama uyuyamıyordum, bu nasıl şey Allahım, insan bu kadar yorgunken nasıl uyuyamaz.Bu arada belirtmek isterim yapılan bu fuar toptana yönelik bir fuardır.Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından toptancılar gelir, onlar için ürünler sergilenir.Hiçbir şekilde perakendeciye hitap edilmediği gibi, indirimde söz konusu olmaz; ama yıllar geçmesine rağmen bunu insanlara anlatamadık, özellikle yerel halk sanki gezme alanıymış gibi fuara geliyor, boş boş dolaşıp standlardaki poğaça kurabiyelerden yiyor hatta kendine yorgunluk kahvesi söyleyip gidiyor:)İnegölde çok büyük bir mobilya alışveriş merkezi var hatta Avrupanın en büyüğü, şimdi fotoğraflara iyice bakınız.




   İlk fotoğraf fuar alanından, diğer ikisi ise genelde perakendeye hitap ettiğimiz mobiliyum avmden.Şimdi insan bir düşünüyor, lüks bir yer gibi mi görünüyor, ondan dolayı mı geliyorlar diye.Bence fotoğraflar her şeyi gösteriyor, mobilya avm o kadar güzelki, şimdilik tek bir yerde 95 mağazayı toplamış durumda, bunun ikinci etabı da yakın bir zamanda açılıyor 200 firma bir arada olacak, üstelik kapalı alanda yazın serin, kışın sıcak, hal böyleyken aslında fuar yapmanın da anlamı kalmıyor; ama müşteriler alışmış bir kere, şimdilik devam yani.Neyse fazla dağıttım, konuya geri döneyim, ben bazen ayakta durmakta zorluk çektim, hastalıktan eve geldiğim zaman ağladığım oldu, yine de her müşterimle ilgilendim, bazen birden çok müşteriye yetişmeye çalıştım, saolsun patronum da müşterilerim de benden memnun; ama perakende müşteriyi memnun edemedim, üstelik alıcı bile olmayan perakendeciyi.Neden biliyor musunuz, bizim insanımız memnuniyetsiz, standlara bir girişleri var, bizimle bir konuşmaları var, sanırsın hepimizi satın alıyorlar.Gelen perakendecilere kibar bir dille mobiliyum avmye gitmelerini; çünkü orada onlarla daha iyi ilgilenileceğini, toptancı müşteri geldiğinde onunla ilgilenmek zorunda olduğumu anlattım e yani nerde bir konteynır mal alacak adam nerede tek takım.Kimsenin kalbini kırmak istemem, müşteriyi küçük gördüğüm asla yok, zaten bazıları hak verdi, diğer standlarda da bu durum söz konusu dedi, bazısı ise bir çirkinleşiyor anlatamam.Yorgunluktan bir koltuğa çöktüğüm sırada perakende bir gezici gelmiş, fuara özel aldığımız elemanlardan biri ilgileniyordu, bana bir şey sordu ben kalkmadan cevap verdim bizim çalışana, neymiş efendim ben niye ayağa kalkmamışım, müşteriye karşı ne saygısızlıkmış bu SANANE, BU FUAR SANA ÖZEL DEĞİL, demeyi çok isterdim; ama sustum.Yahu seninle ilgilenen var mı var, bu fuar sana hitap etmese bile; ama sen öyle bir memnuniyetsiz, karşındakini de öyle küçük görüyorsun ki...

   Ne kadar yorulduğumuz umurlarında olmadan, sanki tek görevimiz onları memnun etmekmiş gibi davranmaları beni öldürüyor, hayır efendim müşteri herzaman haklı değildir ve de merak ediyorum sabrımı taşıran ve standdan kovduğum ilk müşteri kim olacak.Lütfen ama lütfen alışveriş yaptığınız mağazalardaki satış personellerine kibar davranın, onlar size yardımcı olmak için oradalar, size köle olmak için değil.

   Son olarak sizlere patronum, heyet ve  dünya  güreş şampiyonumuz Rıza Kayaalp'in fotoğrafını ekliyorum.O kadar ürün arasında bizim koltuğumuzu beğendiğinden kendisine hediye ettik ve de bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkür ettik, fotoğraflar hep sosyal mecralardan, yoğunluktan çekemedik kendimiz:)İyi akşamlarınız olsun


11 Ekim 2017 Çarşamba

Hayat Hepimize Güzel Olsun

   'Hayat sana güzel be', dedi bana.O an kafamdan milyon tane şey geçti, ışık hızından daha hızlı olan bir şey bu, anlayamazsın.Gülümsedim ve 'hayat yaşamasını bilene güzel' dedim.

   Farkında mısınız hep başka insanların hayatına özenir, kendimizinkini beğenmeyiz.Büyüklerimiz komşunun tavuk bize kaz görünür demişler, doğru demişler valla.Kimin ne yaşadığını bilmeden, neler çektiğini bilmeden güzel görünen yanlarına özenir dururuz.Mesela ben, evet bazen surat asma huyum vardır, eskiden daha fazlaydı canım sıkkınsa etrafımdaki herkese zehir ederdim ortamları; lakin büyüdüm, şimdilerde kan kussam kızılcık şerbeti içtim diyorum.Müşterilerime, patronuma, etraftakilere gülümserim; çünkü bence artık ben profesyonelim:)Onlar da beni böyle görünce, hiçbir derdim tasam yok sanıyorlar.Mesela kafamı yastığa koyduğumda kaç bin tane şey düşünmüşüm, gözyaşlarımı farkettirmeden nasıl akıtmışım kimse bilmez.Bilmelerine de gerek yok zaten.



         İnsanlar görünene aldanıyorlar.Bu durum da sosyal medyanın da etkisi çok; çünkü herkes gülerken pozlar veriyor acayip eğleniyorlar:)Sosyal medya kullandığım zamanda da pek aktif değildim, yurtdışına çıktığımda fotoğraf atardım, arkadaşlarım yazardı yine, hayat sana güzel be, yaşıyosun bu hayatı kıskanıyoruz diye, ulan diyordum çalışıyorum ben burada elimde kocaman bir valiz tüm gün müşteri geziyorum, ama orasını kimse düşünmüyor tabi neden; çünkü ben geziyorum!Bir gülme tutuyordu beni böyle durumlarda, ben kadere isyanları oynarken birileri bana özeniyor, vay anasını sayın seyirciler.

Görünene aldanmamak lazım sevgili okurum.Hep başkasının hayatına özenmekle olmaz bu işler.Sait Faik demiş ki ,Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey üzgünüm Saitciğim bence kendini ve hayatını sevmekle başlayacak her şey.Oturup başkasının hayatına özenmek yerine, kendi hayatınızı inşa edin, ha olmazsa da en azından uğraşmış olursunuz:) 

Aynı fotoğrafta dediği gibi ' sadece arkanıza yaslanıp oturup beklemeyin, kendi geleceğinizi kendiniz yaratın'

6 Ekim 2017 Cuma

Öğrenci Oldum Beeen

    Herkese kocaman bir merhaba.Başlığım direk konuyu anlatıyor öğrenci oldum beeen.Hem de üniversiteden mezun olalı zaten 3 sene olmuştu.

    Aslında ben azimli bir öğrenci değilimdir, aman çalışayım, aman bir okul daha bitireyim kariyerime katkısı olsun diye düşüncem olmadı.Aslında üniversite zamanında bir düşündüm halkla ilişkiler okumayı; ama zor geldi sonrasında insan kaynakları uzmanlığı kursuna gitmiştim, ha bu arada ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene Afyonda.O zamanlar okuyayım demiştim; ama harç ödemek zor geldi bi.Ondan sonra İnegöl'e geldim, ilk sene kayıt olayım dedim; ama İnegölde bürosu yok Anadolu Üniversitesi'nin, Bursa merkeze gidip uğraşmaya üşendim.Her sene ygs ye gireyim diyorum başvuruları kaçırıyorum, geçen sene başvuracaktım açıköğretim fakültesine yine unuttum.Bu sene yine unutmuştum dün sevgili kahve yazı paylaşmış, yarın son gün demiş, yahu dedim daha erken değil mi zamanı var, sonra bir düşündüm ulan millet ilk döneme başladı zaten nesi erken diye, hemen siteye girdim ve şipşak internetten kaydımı yaptım, vesikalık fotoğraf eklememizi istemişler bilgisayarda ne arasın vesikalık, 2 sene önce fuarda çektirdiğim bol gülüşlü bir fotoğrafı ekledim oraya, ne yapayım yani.

   Bugün gittim taaa Bursa merkeze, yaptığım plana göre 12 ye 20 kala orada olacaktım, işim 10 dakika sürse, iyi iyi öğle arasından önce işlerim bitmiş iş yerine geri dönmüş olurdum.Oraya bir vardım, uuhh o da ne bu kalabalık ne, ne sorumsuz insanlar o kadar kişi neden son güne bırakmış yani bu kayıt işlerini hayret bir şey ya.Gittim sıra aldım önümde 75 kişi var, neyse dedim madem süre o kadar uzun zaten emniyette bir işim vardı buralarda bi emniyet müdürlüğü  bulayım en azından zaman geçsin.Gittim emniyete; lakin işimi çözemediler, nasıl olsa öğle arası işlem yapmazlar diye bir kahvaltı yapayım dedim oturdum yedim bi gittim tekrar büroya anaa bunlar öğle tatili yapmamış işlemler bitsin diye, benim sıram da geçmiş, oysaki hemen büronun yanındaydım kafede, neden bakmadım diye kendime kızdım tekrar sıra aldım bu kez önümde 105 kişi vardı, bir sinirlendim amaan dedim okuyacağım okula da, sonra bi sakinleştim, aklıma rüyam geldi.Geçen hafta bir rüya gördüm, tercih yapacakmışım, istediğim herhangi bir bölüme yerleşebiliyormuşum; ama bizimkiler illa Mersinde okuyacaksın diyorlar, tamam diyorum; ama okuyacak bölüm bulamıyorum vay efendim öğretmenlik okumam kpss var mühendis olmam şu var diye, paylaşım yapmayı düşündüğümde aklıma geldi rüyam.Geçen hafta da üniversiteden bir arkadaşımla konuşuyorum öğrenci olmayı özledim demiştim, tabi öğrencilikten kastım ders çalışmak değil, zaten okuldayken de ders çalışmazdım ben, sınav sabahı kalkar bakardım ve de sınavdan önce milleti dinlerdim.Bence en iyi çalışma taktiği sınavdan önce aşırı inek öğrencilerin yaptığı ders tekrarlarını dinlemek:D

   Neyse işte öğrenciliğe özlemim vardı diyorum; ama bu özlem aslında avareliğe.Okula git gel, para aileden ye gez iç, sorumluluk yok, senede gireceğin birkaç sınav amaaaan nedir ki.Nasıl hızlı gelişti ya dün bu saatlerde aklımda bile yokken şuan tekrar öğrenciyim, buradan tekrar teşekkür ediyorum  ve de takip edin diyorum Kahve Molası'nı.

Son söz: sınav bürosundakiler en kısa sürede fotoğrafımı değiştirmemi söylediler:D bir de 7 buçuğa kadar çalıştığım günlerden nefret ediyorum söyleyeceklerim bu kadar :)

4 Ekim 2017 Çarşamba

Bana Çocukluk Günlerimi Versinler

   Yaşlanıyorum sayın okuyucu; çünkü artık 'bizim zamanımızda! diye başlayan cümleler kurmaya başladım.Bizim zamanımızda çocuklar sokakta oynardı, annelerimiz eve çağırsa da duymazdan gelir ya da duyamayacağımız yerlere giderdikte duydu da gelmedi diye evde olay çıkmasın:)Şimdiler de ise durum tam tersi, bilgisayar başından kaldırılmaya çalışılıyor çocuklar.


Üzülüyorum, elimde değil üzülüyorum şimdi ki çocuklara; çünkü sokak kültüründen uzaktalar, sürekli ellerinde tablet, telefon.Susmaları için bir çözüm, yemek yemeleri için bir çözüm olarak gösteriliyor.'Benim oğlan pepeyi açmadan yemek yemiyor', annen sana nasıl yediriyordu zamanında acaba.Biz eskiden bilirdik haftasonları veya yaz tatillerinde, erken uyanırsak eğer çizgi film kuşağına yetişebileceğimizi bilirdik, kükreyen aslanla başlardı caaağnıım çizgi filmler.Ekranda gördük mü kilitlenirdik, bitene kadar da mahallede hiçbir çocuk sokağa çıkmazdı.
Çocukluk hayallerimden biri Tom ve Jerry deki biftekten yemekti; ama eve hiç öyle biftek gelmezdi,bizim kasapta hiç işten anlamıyor canıııımmm.Bir de Tolga abi ile Hugo vardı, bir kez bile izin vermemiştir annem aramama, çocukluk acımdır mesela:)
Bunlar bitti mi sokağa bir fırlayışımız var, sözleşmemize gerek yok; çünkü çizgi film kuşağı bitmiş artık anne kuşağı başlamıştır,  öyle bir koşardık ki...
Bizim mahallede kız çocuğu pek yoktu, çoğu da akrabamdı zateb küçük yerde yaşıyorduk.Mahallede tek tük kız vardı bizim yaşlarda olan 3 kişiydik.Biri amcamın kızı Seçil, yengem onu oyuncak süslü bir bebek gibi yetiştirirdi genelde o yüzden evde bebeklerle oyuncaklarla oynardı, Alev vardı komşunun kızı o da pek mızmız, mahallenin erkek fatması bendeniz:)Belimde boncuklu silahla savaş oyunlarından geri kalmazdım, çelik çomakta en çok uzağa ben atacam diye inletirdim ortalığı(atamadı), bir bilye oynamayı beceremezdim.Beceremiyorum bir de kızım diye Alev'in abisi benimle dalga geçerdi, aynı yaşta; ama farklı sınıflardaydık.O zamandan bir feministlik damarım var, ne o sadece erkekler mi yapabilir, erkek yaparsa ben de yaparım filan diye, bir de milletin içinde benimle dalga geçti diye intikam planları hazırlıyorum.

Tata ta taaam, bulduum.Buldum seni pislik diye gülmeye başladım.Kamış bitkisini bilirsiniz heralde, dedem bize sepet örmek için kamış toplamıştı bir yerlerden, ben de gittim buldum.Aldım yanıma bir bıçak ince ince sivri sivri parçalar haline getirdim.Başladım bir çukur kazmaya, öyle çok büyük değil bacağımın yarısını sığacak derinlikte.Kazma işlemi bitince o kamışları tek tek dikmeye başladım çukurun içine, sonra üzerine su döktüm bir de üzerine naylon poşetimsi bir şey koydum ki farkedilmesin.Geriye çocuğu yani Tolga'yı bu tarafa çekmek vardı.
Elimde dinamit var ooğğluuuumm sen mum san da üfle:)Kızdırdım onu peşimden koşmaya başladı, güya oyun oynuyoruz, görürsün oğlum sen, sen misin kızım diye benimle dalga geçen, erkek oyunlarında işi yok diyen, bir koşuyorum sanırsın maraton.Hazıraladığım tuzağa doğru gittim tam önüne geldim, bir kıvraklıkla atladım oradan; ama Tolga ah zavallı çocukk bacağını çukura teslim etti, tek bacağı çukurun içinde kamışların verdiği acıyla kendini yerden yere atıyor.Noooolduuuu süt çocuğuuuuu, ne oldu oğlan seni, gördün mü kız çocuğunu
Şuan hala gülüyorum, tamam yaptığım doğru bir davranış değildi; ama çok damarıma bastı ne yapayım.Meltem Sert'im oğlum ben sen hayırdır ya.Annesi uzun süre bizimle oynamasını yasakladı, aynı mahalledeydik, ben okul değiştirmiştim ortaokulda uzun bir süre görmedim, yıllar sonra gördüğümde çok yakışıklı bir çocuk olarak karşıma çıkması kaderin bir cilvesiydi  heralde:)

Ben anılarımdan sadece bir tanesini anlattım ve geçmişe gittim güldüm, özledim.Şimdiki çocukları düşünüyorum ne hatırlayacaklar acaba, bilgisayar oyununda şu levele kadar gelmiştim( hiçbiri de bir süper mario değil ha), tabletimin modeli şuydu filan.Tamam aileler artık sokaklara güvenmiyor, bir anlamda haklılar; ama bu kadar teknolojik bir çocukluk nedir ya, çocuklar anne babalarından çok telefon ekranını görüyorlar, ya hep beraber ayrı ayrı ekranlara bakıyorlar.
Çocukları bunlara alıştıranlar aileler.Valla herkes bir düşünsün derim.Eline telefonu veriyorlar, tableti veriyorlar sırf sussun diye, e malum aileler de hep telefonlarıyla ilgileniyor, sosyal medyasıymış bilmem nesiymiş.Bir karikatür vardı bulamadım, çocuğun her hareketinin fotoğrafını videosunu çeken bir anne baba ve sürekli telefonu gördüğü için anne babasının kafasını telefon ekranı olarak gören bir bebek.Evet her güzel anı yakalamak istiyorsunuz ona eyvallah ben de isterim herhalde; ama çocuğun yanında o kadar telefonla oynamak, çocuğun eğlencesine ortak olmak değil de onu sosyal medyaya yüklemeye çalışmak çocuğunuzu da itiyor.Çocuğum telefon tablet bağımlısı oldu diyorsunuz, neden acaba???Çocuklara çocukluklarını yaşatalım, bırakın sokak kültürünü yaşasınlar öğrensinler, ileride istemeseler bile zaten bu teknolojik dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklar.Son olarak, KEŞKE dönebilsem o günlere, oooof offff