Hakkımda

5 Haziran 2018 Salı

Eşkıyalar Çukura Düşmüş, Hükümdarı Demokrasi Belirlesin

        Merhaba sayın okuyucu, az biraz gündemimsi bir konuya değinmek istedim.Sosyal medyada son 2 haftadır Ezhel ismini ve freeezhel etiketini çokça görüyorum, 2 hafta önce sorsalar bilmezdim, o ne ya derdim neymiş ki, tabi bir şarkısını biliyormuşum aslında arada Jet Sosyete izlediğimden, orada çalan bu kız benim imkansızım şarkısını kendi söylüyormuş.Gelelim neden ondan bahsettiğime tutuklanmış.Hadi az açalım

      Ezhel, şarkılarında şiddete ve uyuşturucuya özendirdiği için gözaltına alınmış.Bir yandan bakınca tedbir koruma amaçlı gibi duruyor ne bileyim hak bile verebilirdim belki, tabi televizyonlarda ne olup bittiğini bilmeyen bir insan olsaydım, neden öyle diyorum; çünkü televizyon mafyamvari dizilerle dolu.Neredeyse her kanalda mutlaka durmadan silah kullanan birilerinin dizisi var, kafalarına göre mekan basmalar adam öldürmeler, zaten o öldürülen adamlara ne oluyor, her yer artık kamera teknoloji çağındayız nasıl şak diye yakalamıyorlar anlamış değilim, neyse  toparlıyım ha madem sevgili devletimiz bu konuda pek hassas, neden bu diziler kaldırılmıyor?Ya salak olmayın diyordum, bir insan bir şarkıdan etkilenip uyuşturucu mu içer, gerizekalı mı bu insanlar, beynin zerresi yok mu?Ama öte yandan sokağa çıkıyorum bakıyorum böle bi çukur, eşkıya esintileri.Çukur dizisi amblemli tişörtler giymeler, ortada kabadayı gibi davranmalar.Zaten silah satın alma oranları yükselmiş.

        Ne oluyoruz ya, cidden bazı insanların beyni bu kadar mı küçük ki öyle şeylere özeniyor diye bir sorguluyorum, özendiğini gördükçe de neden acaba devlet ,şarkıcıları alıyor da bu dizilerin hala yayınlanmasına izin veriyor diye sormadan edemiyorum.Var mı cevabı olan?


1 Haziran 2018 Cuma

Gıybet Var

       Yapmayınız, gıybet etmeyiniz hele ki şu mübarek ramazan gününde lütfen günaha girmeyiniz siz; ama benim bugün çok fena gıybet yapasım var; çünkü neden tam da gıybetlik bir konumuz var.Aşk, hırs, entrika, stalk hepsini içeriyor bu durum.E hadi o zaman başlayalım.


       Benim bir kuzenim var, dayımın oğludur kendileri.Yıllar önce dayımı kaybettik, o sıralarda 2 ablası da üniversitedeydi kendi de lisede.Zaten kendisine aşırı düşkün olan yengem, dayımın ölümüyle kene gibi yapıştı valla bu kez, ayrılmaz ikili oldular.Gel zaman git zaman kızlardan biri atandı Hatay'a gitti öğretmenlik için, biri evlendi gitti Van'a, ha bu arada dayımlar Mersin'de oturuyor.Bir gün duydum kuzenim nişanlanıyor bizim memleketten biri ile, Hataydan yani, dedesinin komşusugillerdenmiş, e hayırlı olsun dedik, sevindik; lakin her şey yeni başlıyordu.Yengem dedi ben tek başıma kalamam, evlenince beraber oturcaz, çoğu kişiye normal gelebilir; ama bize gelmiyor.Yapma yenge dedik, olur mu öyle şey, onlar genç gelenleri gidenleri olacak senin de aynı şekilde rahat edemezsiniz, olmaz, beraber oturmayın; ama karşılıklı 2 daire alalım size ya da altlı üstlü, yok dedi olmaz.Gelin de bunu kabul etmiş zaten; çünkü bizim kuzene fena aşık olmuş.Bak söylemeyi unuttum kızla oğlanın arasını yapanlar da yengemler ha onu atlamayalım, yani kızı istemedi olmasın.

      Zaman geçti yengemle kuzenim nasılsa tüm ailemiz Hatay'da diye Mersin'i bırakıp döndüler memlekete, kuzenim de işe başladı.E gençler tabi nişanlılar, bir de artık aynı şehirdeler, çokça görüşmeye başlayınca, yengemin sitemler de başladı.Hiç eve gelmiyor, beni yalnız bırakıyor, hep dışardalar, kız oğlumun parasını yiyip duruyor diye.Annem teyzemler hep konuştu yenge bak yapma gençler onlar gezecekler diye; ama yok kuzenim bazen duygusal yapıyor bazense annesinin dediklerini sallamıyordu.Anneleri sitemlendiği için ablaları da ona kızmaya başladılar ve bir gün artık ağır cümlelerinden dolayı kızın babası alın yüzüğünüzü size verecek kızım yok benim dedi ve bitti.Kız da aşık oğlan da; ama artık aileler kanlı bıçaklı.Üzülüyoruz ailece; ama yengemle kızlar pek mutlu, kurtuldu oğlan.Kız ayrı keder içinde, kuzenimse hep alkol alıyor, hüzünlü şarkılar paylaşıyor, bitti mi gerçekten diyorum bir şeyler yapmayacak mısın, aşık olduğun kız orada, benim annem yalnız Meltem diyor.E benim de annem yalnız Erkan diyorum, babam hayatta değil, sırf bu sebepten annem erkek kardşimle mi oturacak onun mutluluğuna mı mani olacak, ilk ben kızarım anneme öyle bir durumda, yok diyor kabul etmiyor.Bu arada kızla da bağlantımı koparmadım ben, ne de olsa bana bir kötülüğü dokunmadı sırf kuzenimle ayrıldılar diye neden silecekmişim ki ergenler gibi saçma.

      Buraya kadar her şey normaldi, ben  kız da oğlan da kendi kendilerine acı çekiyorlar sanıyorum, aman bir gün barışırlar diyordum taa kiii kuzenim sosyal medya hesabından paylaşım yapana kadar bir kızla, kim bu diye sordum hemen arkadaş dedi, var mı bir şey diye sordum yok dedi; ama varmış tabi bunu kimden öğreniyorum kuzenimi adım adım takip eden ex nişanlıdan.Ağlıyor, bunu bana nasıl yapar diye, teselli etmeye çalışıyorum bak 2 seneyi geçti ayrısınız artık sen hayatına bak o da kendi baksın diyorum, nasip değilmiş.Ama bana öyle bir şey dedi ki şerefsizliğin yüz bulmuş hali, meğer biz bunları ayrı zannederken bunlar konuşuyorlarmış mesajlaşıyorlarmış, bana bir ekran resmi attı ben şok, oha siz bizi ayakta mı uyuttunuz dedim, hayır sadece birbirimizi seviyor ve özlüyorduk dedi; ama mesaj atmayı kestikten birkaç gün sonra biriyle sevgili olmuş kuzenim onu da nereden biliyoruz, sosyal medya durumuna tarih atmış kuzenim de yeni kız da.Normalde kızmam ayrılınmış herkes kendi hayatına bakacak, beklentiyle yaşamanın bir anlamı yok; ama be gerizekalı  be hayvan kuzenim hiç mi utanmadın, hiç mi canın acımadı bir insanı böyle acıtmaya, bu yaptığın göz göre göre yavşaklık değil de ne, nasıl sinirlendim belli değil.Sakinledim bir süre sonra, neyse inat yapıyordur yengeme dedim; çünkü kız yengemin asla tasvip etmeyeceği özelliklerde bir kız; ama yengem sütten dilim yandı bu kez hiçbir şeye karışmıcam demiş ve taa taam dün akşam öğrendim bayramdan sonra nişan varmış.

        Kuzenime kızdım, sövdüm; ama ne çare.İnsanlar neden ilişkilerine sevdiklerine sahip çıkmazlar asla anlayamayacağım.Ah almak bu kadar mı kolay, bir insanın canını acıtmak.Korkaksan eğer çıkma yola, ha korktun bari edebinle bitir şerefsizlik yapma; ama ne çare, çağımızın hastalıklarından olmuş bu haysiyetsizlik, sonra da adamım diye ortada dolaş!

      

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Gurur mu

        Yıllar önceydi, yılbaşı için Adana'ya gitmiştim.10-15 kişilik bir ekip dışarıda kutlama planlamıştık.Kuzenim ve bir arkadaşım beraber kalıyorlardı öğrenci evlerinde, ben de orada kalacaktım.1 Ocak arkadaşımızın da doğum günüydü; ama ben doğum günümü kutlamadığı için hediye filan almamıştım.Gündüzünde bir doğum günü muhabbeti oldu, ben dedim benimkini kutlamayanınkini kutlamıyorum.Bana döndü ve benimkini kutlamayacaksın o zaman dedi ,SEREN.Kötü oldum, pişman oldum yokta diyemedim; ama hediye almamıştım ve de az sonra akşam için hazırlanmaya kuaföre gidecektik.Bir an kalemimi çıkarmıştım, üzerinde ismim ve soy ismim yazıyordu,  Seren de çok beğenmişti, tamam dedim doğum günün için bir kalem bir de ajanda gönderceğim isimli, gülüştük.

        O gün boş gurur yapmıştım, aslında gurur inat ne bileyim öyle bir karmaşıklık.Ben de öyle bir insanım işte.Yapmıcam dedim bir daha, kim bana ne yaparsa yapsın , mesela doğum günümü kutlamasa bile ben seviyorsam benim için önemliyse gurur yapmayacaktım; ama yaptım; çünkü hep gururum tuttu beni.1 sene sonra bir pazar kahvaltısında annemin telefonuyla başımdan aşağı kaynar sular döküldü.Babamın ölümünden sonra kimsenin ölümü beni etkilemez derken, Seren'in ölüm haberiyle bir kez daha alt üst oldum.Mekandan ayrıldım eve gittim, herkes odamdan çıkana kadar sustum ve yalnız kalınca ciğerim sökülene kadar ağladım.Mersindeydi evleri ve otobüs akşam saatlerindeydi.Kaldığım ev otogara uzaktı, yürüdüm otogara doğru çok soğuktu; ama sanki o soğuktu beni ayakta tutacak.

        O gün bir kez daha gördüm, anladım.Sevdiğin birini kaybetmenin acısı çok başka, yaptığın gururlar inatlar çok anlamsız; lakin şu aralar bakıyorum da yine gurur peşindeyim.Hani can çıkar huy çıkmaz derler ya benimki de o misal.Canımı çok sıkan bir durum var, gururu bıraksam belki çözülecek; ama bırakırsam da kendime saygım kalmayacak, kendimi küçültecekmişim gibi geliyor, böyle kendi kendime gururumu da yaparım acısını da çekerim kafalarında yaşıyorum.Ölümlü dünya biliyorum, başına bir iş gelse yine hayvanlar gibi pişman olacağım kendimi yerden yere atacağım birisi üstelik; ama bana bunu yaptıran da kendisi ne yapayım.

Şuraya Seroşla en son fotoğraflarımızdan birini koyuyorum.Huzur içinde uyusun


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Welcome To India-3

     Selam sevgili blog alemi!Hindistan notlarımın son kısmına geldik.Anlatsam daha 3 5 yazı çıkar da, bir daha gideceğim nasılsa onlara saklıyım az.Hızlı bir geçiş yapıyorum hemen yazıma.

       Müşterimizle beraber, bizleri hiç tanımayan bir arkadaşı da geldi, Türk olduğumuzu biliyordu; ama müslüman olduğumuzu duyduğundaki tepki inanılmazı.Önce inanamadı, sonra korktu bir bocaladı, e öyle olunca dinler mevzusunun içinde bulduk kendimizi.Önce neden korktuğunu anlatayım, malesef ki Hindistandaki müslümanlar bir acayip saç ya da sakallarını kırmızıya boyuyorla, hindularla konuşmuyorlar, çocuklarının onlarla oyun oynamasına bile izin vermiyorlar, kadınların da neredeyse tamamı çarşaflı, hatta bana yoldan geçen şu müslüman kadınlara senin müslüman olduğunu söylesek kesinlikle inanmazlar dedi:)

       Bu kez de onlar anlatmaya başladı Hinduizmi, çook çook eskiye dayanıyormuşta ilk inanışlardan biriymişte filan.Gerçek Hindular vejeteryanlar mesela, nedenini duyunca ise ben şok; çünkü diyorlar canlı olan her şey kutsaldır, kimsenin yaşama hakkını elinden almaya hakkın yok.Yani şimdi bu bana uygun değil; çünkü ben tam bir et oburum ayrıca da dinimde kurban bayramı diye bir şey var yani, neyse ki anlayışlılar aynı zamanda et yiyebileceğiniz yerler de var yoksa 15 gün  etsizlikten ölürdüm ben.Neyse işte Hinduizm kucaklama inanışı diyor, mesela sen geldin bana bir tokat attın, ben sana karşılık vermem, sadece bu cahilliğin için senin adına üzülürüm diyor, bak sen bak, bi Türk'e tokat atsınlar bakalım neler oluyor.Bizi tanımayan arkadaşı aslında Türkiye'yi çok merak ediyormuş; ama gelmeye korkuyormuş neden diye sordum, türkçe olarak 'mafya' dedi, orada mafya çok, ne alaka ya dedim nereden görüyorsun, internetten dedi, e dedim biz de sizin ineklere taptığınızı düşünüyoruz ülkecek doğru mu bu dedim, gülmeye başladılari nerden çıkarıyorsunuz bunu diye sordular e dedim al sana internet.Onlar da anlatmaya başladı, bak dedi inek bana süt veriyor, yağ veriyor peynir ve daha fazlası, benim için ne kadar fazla şey ürettiğinin farkında mısın, yani sadece bu ona saygı duymamıza yeter, inek bunlardan sadece biri, e dedim arabanızda iş yerlerinizde hep putumsu figürler var, ona bakıp dua ediyorsunuz putperest misiniz siz, bak dedi sizin Kuran'ınız var, caminiz var yani odaklanabildiğiniz bir yer ve bir şey var dua okurken dedi, e dedim onlar da bizim için sadece odaklanma objeleri, yaradan tektir ona inanıyoruz tabi ki; ama bunlara da tanrı diyoruz biz, bazılarının ki fil şeklinde bazılarının ki başka bir şey, saymaya kalkarsan kaçbin tanrı bulacağınızı tahmin edemezsin, ha dedim mantıklı.Sakalını, saçını asla kestirmeyen bunun günah olduğunu düşünenler var, yani koyu Hindular.Hani böyle sarık gibi bir şey takıyorlar ya, onun altında upuzuun bir saç topluluğu var, sakallarını da siyah tel tokamsı bir şeyle tutturuyorlar.Tabi ki tüm Hindular anlattığım kadar hassas değil, mesela benim müşterim tavuk yiyor, o zaman sen gerçek Hindu değilsin dedim kendisine, neden diye sordu, e et yiyosun dedim, o zaman sen de gerçek müslüman değilsin dedi, niyeymiş dedim, eşarp takmıyorsun dedi, bak sen bak çakala lafta soktu bana, olsun ben kaşındım:)
 

Bir de inanılmaz bir reenkarnasyon inancı var, fakir olan halinden memnun; çünkü bir daha ki yaşamında zengin olacağına içtenlikle inanıyor, 7 kez doğacakları olgusu var hepsinde.Mumbai'den Delhi'ye geçmeden önce birkaç saatimiz vardı biz de, sahile gittik arkadaşımla hindistan cevizi gördük, sütünü içip kendisini yiyelim dedik, adının hindistan cevizi anlamına geldiğini söyledik Türkiyede, şaşırdılar niye ki dediler meşhur bir şey değil buralarda, sahi niye hindistan cevizi onun adı ya?

Mombai-Delhi arası yaklaşık 2 saat sürdü uçakla; ama önemli bir hatırlatma yapayım, elinizde biletin ingilizce çıktısı olmadan havaalanına giremiyorsunuz,  biletim var içeriye gidelim görün cümleleri kar etmiyor, ha bi de bi de avm, havaalanı turistik yer neresi olursa olsun, hep arama noktası var ve de kadın erkek girişleri ayrı, erkeklerinki genelde açıkken kadınların giriş yeri arama noktası kapalı, bakınız görsel aşağıda.
Delhiye çok geç saatte varmamamıza rağmen, trafikten ötürü otele varışımız gece 2yi geçmişti, sabahta Tac Mahal'i gezmeye gidecektik tatil günü olduğundan, 6 da bizi tren garına bırakacak araç gelecekti, off.Azıcık uykuyla asansöre bindik, azıcık sersemlik, azıcık Türk'e benzediklerini düşündüğümden günaydın dedim, günaydın dediler:)Gitmeden restorandan yolluk alalım bari diye girdik, içerisi Türk kaynıyor, birbirlerine poaça zeytin filan uzatıyorlar, onlar da ben gibi yemek yiyemeyeceklerini düşündüklerinden yolluk getirmişler Türkiyeden, zaten gezmeye gelen o kadar fazla Türkle karşılaşıyorsunuz ki,misal Mumbaideki otelde 10 kişi flandık ünlülerin hayatlarını konuşup eleştiriyorduk, yanımıza sarşın boylu poslu bi kadın geldi, türkçe konuştuğunuzu duydum da geldim dedi, bir baktım aa dedim sizi tanıyorum dedim, bizim sosyetiklerden biri.Delhi de otel değiştirdik yine Türkler yani demem o ki, uzak diyarlardasınız diye rahatça konuşmayın bence.Sabahın erken saati olmasına rağmen çok sıcaktı, ama ben yanıma bir hırka almıştım malum sıcak diye kapalı alanları olabildiğince serin tutuyorlar klimalar sağlam çaşlışıyor; ama trenin o kadar soğuk olabileceğini tahmin edememiştim resmen buzz, benim ayağımda çorap ve converse vardı; ama babetle gelen arkadaşım ayakları azıcık ısınsın diye benim bacaklarımın altına yerleştirdi ayaklarını.Trende yiyecek içecek ikramı yapılıyor, tabi ben bunu dönüş yolunda farkettim; çünkü giderken yol boyunca uyudum, arkadaşım çok üşüdüğünden uyuyamamış.Biz önceden kendimize rehberli araç ayarlatmıştık, o yüzden inince karşılandık, normal yollardan nasıl gidilir bilmiyorum.Aslında Tac Mahal'e sabah 6 7 gibi varmayı isterdik; çünkü o saatlerde pembe görünüyormuş; ama bizim asıl amacımız iş olduğundan otelimizi orada ayarladık.Aracı geride bırakıp yürümemiz gerekiyor biraz, yol boyunca maymunlar, genelde çitlerin arkasındalar ve gördündükleri kadar kesinlikle masum değiller, arkadaşım az yaklaşayım derken onu kovaladılar:)




Muazzam bir kuyruk vardı girişte; ama bizim rehber bizi çarçabuk içeri aldırdı nasıl yaptı bilmiyorum ve karşımızda dünyanın 7 harikasından biri muhteşem Tac Mahal!

Kısaca anlatayım, Şah Cihan 3. karısı olan Mümtaz Mahal'e çok aşıkmış, ona aşık olduğunda 16 yaşındaymış ve evlenmek için 5 sene beklemiş; lakin sultan 14. çocuğunu doğururken ölmüş.Bu haberden sonra Şah 8 gün odasından çıkmamış, yememiş içmemiş 9. gün odasından çıktığında tüm saçları bembeyazmış.Şah Cihan karısının anısına işte bu camiyi yaptırmak istemiş, bir sürü proje içinden bu seçilmiş yapımı 22 sene sürmüi, 22000 işçi çalışmış yapımında, fillerle mermerler taşınmış başka ülkelerden, o kadar özel mermerler kullanılmış ki sabaha karşı pembe kısa bir süre sonra beyaz, ay ışığında ise altınımsı bir renge bürünüyormuş, o kadar parlıyormuş ki hatta 1960larda Hindistan-Pakistan savaşında uçaklar ışıktan dolayı nerede olduklarını anlamasınlar diye kubbenin üzerini siyah çadırla kapamışlar.Mimariden anlayacağınız üzere Türklerin de eli değmiş bu yapıya, bunlardan biri Mimar Sinan'ın öğrencilerinden, yapının dört yanında Türk bir hattatın elinden Yasin suresi yazılmıştır.Ne taraftan bakarsanız bakın simetrik bir yapıdır Tac Mahal ve aynı şekilde görürsünüz yalnız Şah'ın sandukası eşinkinden  az yüksektedir, bu da erkeğin daha üstün olduğunu belirtmek içinmiş, bir de sandukaların olduğu kısım öyle bir akustikle yapılmış ki söylediğiniz her şey 7 kez tekrarlanıyor; ama ikisinin asıl mezarları da alt katta bulunuyor.Tac Mahal tamamlandıktan az bir süre sonra oğlu Şah'ı deviriyor, oysa ki Şah Tac Mahal'in tam karşısına aynı yapıyı siyah mermerle yaptırmak istiyordu kendisi için, oğlu onu devirince hayatını Tac Mahal'i gören  Agra Kalesindeki bir odada geçiriyor ve ölüyor, kızının ısrarları olmasa çok sevdiği eşinin yanına da gömülemezmiş.
Bu da Agra Kalesi, buram buram Türk izleri bunlar, söyledim de zaten biz olmasak heheeyt turistik yerleri de olmaz.




Orada bir sürü sincap var, hatta bundan para bile sağlıyor insanlar, elinize az fıstık tozu verip sincapın avucunuza gelmenizi sağlıyor karşılığında da para alıyorlar:)
Tekradan söylüyorum Hindistan pis, kokuyor dayanması güç; ama biliyor musunuz öyle bir yer gördüm kültür tanıdım diye inanılmaz mutluyum, kendi yaşamıma şükrettim o başka kendimi ünlü gibi hissettim, yolda bir grup genç kız vardı dönüp dönüp bize bakıyorlardı en son biri cesaretini topladı sanırım çekinerek fotoğraf çektirip çektiremeyeceğimizi sordu, tamam deyince bir mutlu oldular coşkuya gel, eziliyordum:)
Özellikle Tac Mahal ve Agra Kalesi turistik yer olduğu için yabancıları görmeye gelen insan çok; ama bir şey yapmıyorlar kenardan izliyorlar, bu fakirliklerinden kaynaklı değil, aynı şekilde kaldığımız otelin son akşamında arkadaşım sigara içmek istedi, odada içirmedğimden terasa çıktık, parti varmış zaten partiler eğlenceler çok oluyor otellerde, biz de kenarda oturduk arkadaşım sigarasını içecekti ve odamıza gidip valiz hazırlayacaktık.Önümüze içecek geldi garsona ne diye sorduğumuzda partidekilerin ikramı olduğu söylendi, ben çekindim arkadaşım daha önce gelmişti burayı biliyordu, al dedi, teşekkür ettik aldık, sonra devamı geldi, kimse de içeceklerimizi aldınız hadi muhabbet edelim demedi, çok sonra 2 kız geldi dans ede ede afiyet olsun dediler ve gittiler o kadar!Giderken hiç korkmayın, sadece yanınıza sinek haşareden koruyucu ilaç alın yoksa sonunuz ben gibi olur.
15 gün geçirdim ve artık dönme vakti gelmişti, güzeldi; ama evime dönüyorum diye de mutluydum şimdi ne yalan söliyim.Tabi ki bunu yapmdan dönemezdim, taa taa taa taamm hint kıyafeti!
Çok güzeldi; arkadaşım kınası için hint kıyafeti istemişti; ama o kadar pahalıydı ki, müşteriden aldığım paranın neredeyse tamamını vermem gerekiyordu, yani bunu


Ağzınız açık kalmasın:)Orada 1500 dolar vardı sadece ve de elbise 1000 dolardı:)Hadi bakalım benim Hindistan notlarım bu kadar, kalın sağlıcakla.Kapanışımı çok sevdiğim bir Hint filmi olan 3 Aptal daki müzikle kapatayım(bu arada filmi başrolü Amir Khan çok ünlü, aynı zamanda Salman Khan ve daha bir kaç ünlü var, halk manyak gibi adamların evinin önünde yatıyor onları görmek için, kapının önünde fotoğraf çektirmek için sıraya giriyorlar deli gibi, ay anlatacak şeyler bitmiyordu of, hadi bay)


20 Nisan 2018 Cuma

Dolandırıcılık Yok Ticaret Var

        Merhaba sevgili blog alemi dün bir arkadaşımızın paylaşımını okuyordum, çekiliş sonucu ona hediyeler çıkmış, üstelik bu ilk kez filan da değil.Çekilişe katılmamış olsam da bana neden çıkmıyor öyle şeyler yaa diye düşündüm, sonra bir şey dank etti kafama eski günleri hatırladım, ben çekilişe katılan değil çekilişi düzenleyenlerdendim eskiden.Gelin biraz eskilere gidelim.

        Sene söyleyemiyorum 90ların sonları işte, o sırada ilkokuldayım, aklıma nereden geldiğini hatırlamıyorum; ama tombalacımsı bir şeylere soyunuyorum.Çekiliş için kağıtları, bunun karşılığı olarak hediyeleri ayarlıyorum.Hediyelerde ne ama, annemin bana aldığı toka, o zamanlar babam bize okul açılınca kutularla kalemler silgiler açacaklar alırdı onlardan biraz, alçı ile yapıp boyadığım figürler, komşuların bir kenara attıkları kutular filan işe yarar ne varsa her şeyi topluyorum.Hem çekiliş yapıyor hem para kazanıyorum, çekiliş istemeden kutumdaki şeyleri almak isteyenler oluyor onları da satıyorum.Tabi bende o kadar malzeme yok, arkadaşlarımı da ortak ediyorum, onların da nesi var nesi yok satıyoruz, tabi onlar bize ait olmayan şeylerdi fazlasıyla, sonra üst sınıflardan biri öğrtmene şikayet edince bu işi sonlandırıyoruz.

        Ticari zekam var bir kere, bir gün evdeyim kuzenim yurt dışından gelmiş teype kaset takmış dinliyor, lan dedim bu kuzenimin sesi şiir okuyor, nasıl yaptın abi dedim gösterdi bana aa çok kolay.O an başladım kasetleri yemeye, bizim ev okula acayip yakın devasa da bir müzik setimiz var böyle hoparlörleri filan da kocaman, bir teneffüste topladım arkadaşları bize götürdüm(çünkü annem müzik setini okula götürmeme izin vermedi), bastım düğmeye dinleyin dedim 'bu kaset Meltem Sert için doldurulmuştur' diyor, bizim çocuklar oo aa demeye başladı, dedim isterseniz.Kendilerine yaptığım yetmedi bu kez de kim kimi seviyor onu da öğrendim, onlar adına kaset dolduruyordum sürekli:)Millet 'rec+play' tuşuna basınca ses kayıt olduğunu öğrenince bu işim de burada bitti.

        Sene 2004 o zaman süper lise hazırlık sınıfındayım.Süper lise de başlı başına masraf yani, hazırlık sınıfı süresince ikişer ders müzik,beden eğitimi, resim ve türkçe var geri kalanların hepsi ingilizce.Bir de öteki normal sınıflar gibi 6 değil 7 dersimiz vardı günde.O ingilizce kitapları öyle bir pahalı ki, sanırsın tıp kitapları alıyoruz, neymiş yurt dışından geliyormuş.Kitapları aldık; ama 'listen and write' için kasetleri almamışız, herkes sızlanıyor yine mi bir sürü para vercez diye, sınıftan biri almış, dedim durun ben bu işi hallederim; ama her birinizden de bir döner yerim, bu da demektir ki bana 5 lira hazırlıyorsunuz:)Aldım arkadaşın kaseti, gittim kasetçiye bu kez profesyonel çalışıyorum aldım boş kasetleri de, abi ben bununla uğraşamıcam sen bundan 30 tane çoğalt dedim ve bu işi de hallettim:)

       İlkokula dair yukarıda yazdıklarım dün aklıma gelmişti de bu hazırlık sınıfındaki bu sabah aklıma geldi, kendime gülüp duruyorum.Kafam öyle şeylere basar yani, şuan kendimden azıcık utandım da şu çiftlikbank neden benim aklıma gelmedi ki :D Şaka şaka, sonuçta ben kimsenin parasını yemedim , ticaret bu almış satmışım, kimseye de zorla bir şey yaptırmak yok :))

18 Nisan 2018 Çarşamba

Welcome To India - 2

         Günaydınlar efendim, kaç gündür Hindistan yazımın ikinci kısmını yazayım diyordum amma bu havalar, ah bu havalar:)Neyse işte tam yarın yazarım diye düşünüyordum dün ve de ziller çaldı, neden; çünkü bana bir daha Hindistan yolları göründü.Şuan aşırı sıcak olduğundan artık sıcakların azıcıkta geçmesini beklicem, hoş orası hep sıcak; ama 50 derece yerine 35 i tercih ederim.

        Gelelim notlara.Hindistan'a kalabalık bir ekip olarak gitmiştik fuar düzenlemeye biz sanırım 40 kişiydik, sonrasında milletvekilleri siyasi ateşeler filan geldi, yani anlayacağınız bayağı bir kalabalıktık.Otelde 1 gün dinlendikten sonra ertesi gün fuar alanını görmek ve ürünlerimizi  kontrol etmek için, tekrardan doluştuk otobüslere.Herkes camdan dehşet içinde bir yerlere bakıp konuşurken, ben yol nasılsa uzun diye uyuyorum, bi de moral bozmak istemiyorum:)1 saat süren yoldan sonra bir yere yanaştık, yıkıntı döküntü.Herkes şok burası olamaz değil mi diyoruz, e yani kendi ülkemizde yapıp milyarlar harcadığımız fuarları düşününce.Oradan daha önce Hindistan'ı ziyaret etmiş bir arkadaş çıktı ve 'sakin olun ya burası arka kapıdır' dedi, bizde bir rahatladık; ama arka kapımıymış hayııır!Ürünlerimizin olduğu konteynırlar kapının önünde, hemen ürünler inecek biz de yerleştirecek olanlara direktifler vercez diye gittik, neden; çünkü bu işler için adamlar tutulmuştu organizasyon şirketi tarafından.İçeri geçtik içeride kuşlar uçuşuyor, standlara stand demeye bin şahit.Tepemize baksanıza, üzerimizde zaten kuşlar uçuyordu

Bize yardım etmesi için tutulmuş adam daha paket açamazken koltuk kaldırıp yerleştirmesini bekliyorduk(!)Dilini anlamadığımızı bildiği halde konuşup duruyordu bir de :)
O kadar yavaş çalışıyorlar ki 4 takım koltuğumuzu indirip standa getirmek  saatlerini aldı, zaten teknoloji adına kullanılan bir şey yok, ben burada 3 çalışanıma 45 dakika içerisinde 1 konteynır mal sardırıyorum e haliyle onu bekledim; ama malların taşınma şeklini görünce...

Bir de çöpleri süpürmesi için gelen kadınlar vardı,ellerinde eski el süpürgeleriyle o kadar yavaşlardı ki ellerinden alıp benim süpüresim geldi, o kadar darlandım çünkü taş çatlasa 2 saat duracağımız yerde 12 saatten fazla durmanın haklı gerginliğini yaşıyordum.
Bi de gördüğünüz üzere göbekleri istedikleri kadar büyük olsun kadınlar göbeklerini açıyorlardı genel olarak, bizim ekip ööfff o göbek varken niye açarsın diye konuştu da konuştu tabi; ama onlar göbeklerini seviyorlardı yani.Neyse ki bitti de gittik, ertesi gün bizim kendi müşterimiz bizi yemeğe davet etti, nereye götürcek ne yedircek diye korkular var tabi, vejeteryan olmadığımızı biliyor; ama ben denizi bile kahverengi olan bir yerde balık yemem, e bunlar ette yemez şimdi, şanslıysak tavuk yedirir diye düşündüm durdum.Ay keşke düşünmeseymişim; çünkü restoranda ne kadar çeşit varsa neredeyse hepsinden yığdı önümüze.



Sürekli bir şeyler gitti geldi gitti geldi; ama benim favorim şu en alttaki pirinç ve soslu tavuktu, görünüş pek iç açıcı olmasa da lezzet bakımından geyet iyiydi, öyle ki Cezayir'e gittiğimde hint restoranına gidip bunu yedim tekrardan:)Şuraya kendi kendimize başka yerde yediğimiz yemekleri de ekliyorum :)Şu aşağıdaki 2 numara enfesti, alttakı kıtır şeyler cips, üstü tavuk ay onu yerim işte ben:)



Yemek bitiminde hoşuma giden bir konseptleri oldu, ellerimizi yıkamamız için içinde limon olan bir ılık su kasesi ve de havlu geldi.
Tabi ben kullandıktan sonra çekmek aklıma geldi:)Sanırım Hindistan'a yavaş yavaş alışıyordum, sonraki yazımda din tartışmalarımızı paylaşana kadar sağlıcakla kalın efendim, ilk Hindistan yazım için link bırakıyorum, saygılar

16 Nisan 2018 Pazartesi

Stressiz Sınav

       Günaydın, sendromsuz haftalar efendim.Bu cümleyi yazdım kalktım çay aldım geldim ne yazacağımı unuttum:sMazur görün hem dün erken uyandım sınava gittim, hem şehir dışından misafirlerim vardı onları gezdirdim hemi de Ali 3 gibi şehri terketti, ses yapınca uyandım daha da uyuyamadım, e o kadar mazeret yeter bence.

        Daha önceden söylemiştim, işte 2. üniversiteye kaydoldum haftasonu da sınavlar vardı.Ben kitapları sınava 2 gün kala aldım; ama işte o zamanda çalışasım gelmedi.Neyse efendim cuma günü aklıma geldi benim ne kalemim var ne silgim, sınava gideceksin kızım dedim kendi kendime, gitmeyi en sevdiğim yerlerden biri olan kırtasiyeye gittim ve azıcık kendimi kaybettim; çünkü kalemler boyalar kitaplar bayılıyorum  ya kırtasiyelere.Neredeyse her kalemi inceledim diyebilirim, yanımda üniversiteden arkadaşım da vardı, kalemlerin başında sınıfta yaptığımız şebeklikleri konuştukta konuştuk, en sonunda kurşun kalem silgi açacak aldım çıktık, tabi eve gidip görünce aklıma geldi, benim zaten 10 numara bir kalem setim var, yurtdışından çocuklara diye alınıp, içimin onlara hediye etmeye el vermemesi üzerine çekmecemde tuttuğum set, bakınız şekil A-B :)





         Neyse efendim gittim sınava, aynı gün 4 sınav iyi iyi dedim ben bunları yarım saate bitirir çıkarım; ama derslere dair ne biliyosun diye sorsalar havaya bakar çıkarım.Açıköğretim sınavlarına giderken bile telefon yasakmış hala, her şeyi arabada bıraktım, kimlik sınav giriş belgesi kalem silgi aldım gittim, sınıfa girdim ve GÖZÜMDE CANLANDI KOSKOCA MAZİ!.Sınıfa baktım vay anasını ya dedim özlemişim; ama ben ki zaten kısa boyum var ona rağmen lisedeki tekli sıralarımz küçük geldi :)Ben yarım saate çıkarm diye düşünmüştüm; ama tahtada her sınavın yarım saat sürdüğü 2 sınav arası yarım saat boşluk olduğu yazıyordu, bi oflandım;ama açıklama yaptı görevliler, tüm sorular yani 80 soru tek kitapçıktaymış, ilk yarım saat geçer geçmez isteyen bitirebilirmiş.Ha bi de sınıfa görmeden önce yol boyunda gördüğüm herkes ders çalışıyordu, ellerinde notlar ezber yapıyorlardı, bense elimi kolumu sallaya sallaya geldim.Etrafa baktım insanlar stresli, en son LYS de yaşadım bu stresi sanırım; ama böylr gamsız olmak keyfi okumak çok iyiymiş yahu.Çalışmasam da genelde mantık yoluyla cevapladım soruları, bakalım kaçı doğru:D Ha bi de gereksiz bir sistem 4 yanlış 1 doğruyu götürüyormş üniversite sınavına mı giriyoruz kardeşim.Cumartesi keyifliydi geçerim diye düşünüyordum; ama pazar günkü sınavlardan resmen GİTTİM - KALDIM-GELDİM.Ezberci sisteme karşıyım, sorular hep şu şekilde bi cümle verilmiş, bu yaklaşım tarzı hangi düşünüre aittir, vay efendim aşağdakilerden hangisi diğerlerinden farklı bir düşünceye sahiptir falan da filan, kim ne demişe takılıyoruz, niye demiş diye sorsana :)Zaten öyle 2 soru da vardı, önemli olanın niyet olduğunu düşünen dal ve de önemli olanın sonuç olduğunu düşünen dal:)

        2. üniversite biter mi bitmez mi belli olmaz ama madem gençliğime döndüm, lunaparka gideyim dedim ve de sonuç