Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

17 Kasım 2017 Cuma

Bir Boşanma Hikayesi

    Bir şikayet yazısı ile daha sizlerleyim!Böyle şeyler yazıyor olmak beni mutlu etmiyor; ama etrafımda olup bitenler bunlar ne yapayım.Burnumdan solutuyor böyle insanlar.

   Konuya gelelim.Kuzenim(amcamın kızı) 12-13 senelik evli, uzun zamandır evliliğinde bocalamış en sonunda çocuklar var diye boşa atmıştı, çocukların huzuru bozulmasın, eksik büyümesinler diye.Eşini baştan beri aile pek sevmemiş; ama hepte saygı göstermişti.Zaman geçti ben de dahil artık biz de sıkıldık bu adamdan açıkçası, boş muhabbetler saçma sapan konular filan.Son bir yıldır bariz bir şekilde adama gıcığız, neden mi?Adam muhasebeci, mali müşavir olmak için defalarca sınava girdi, belirtmek isterim ki her defasında amcam cebine para koydu da gönderdi Ankaraya sınava, uzun yıllar sonunda belgeyi de aldı; ama gel gelelim adam tembel.En son çalıştığı iş yerinden ayrıldı 6 ay boyunca iş aramadan, nasıl geçinirim derdine düşmeden evde yattı.Kuzenim de muhasebeci ve de uzun yıllardır aynı firmada çalışıyor, herzamanki gibi işe gitti geldi o.Ha dedim tamam iş bulamamıştır, o arada çocuklarla ilgilenmiştir o da yok, kuzenim iş çıkışı çocukları etütten alıyor eve geliyor yemek yapıyor temizlik, yani herzamanki işlerin aynısı değişen bir şey yok.Bir şey daha adam hep düşük maaş aldığını söylüyordu; ama iş ile alakalı kuzenim bir gün eşinin patronuyla bir araya geliyor ve söylediğinden daha fazla maaş aldığı ortaya çıkıyor

   Amcamın Mersinde yazlığı var.Bu kıt akıllı amcam demişki bana yazlığın anahtarlarını verir misin, taam demiş gidin ailece tatil yapın, yok demiş ben tek başıma gidip kafa dinlicem.Haspam sanki çok yoruluyor bir de tek başına yazlığa gidip tatil yapacak.Amcam tabiki de anahtarı vermedi, o da amcama küsüp onlara gelmemeye başladı, sanki çok lazımdı.Kuzenimin şuan oturduğu ev evlenmeden önce alındı, zaten çalışıyordu amcam da destek çıktı.Bir süre sonra evlendi, taksitlerine evlendikten sonra da devam etti, e öyle olunca tapu kuzenimin üstüne.Adam öyle bir çakal ki uzun zamandır kuzenime yarısını üzerime yap diyordu, yahu diyorduk yarısını üzerine yapsa ne olacak hem niye yapsın, sanki taksitlerini o mu ödedi; ama benim salak kuzenim evde huzur daha da bozulmasın diye gitmiş yarısını onun üzerine yapmış.Birkaç ay geçti, kuzenim boşanmaya karar verdi, adamın ilk söylediği şey 60bin isterim olmuş, evin yarısı benim sonuçta.Tamam o zaman sen çocuklarla kal, ben babamın evine giderim demiş kuzenim, yok demiş ben bakamam çocuklara.Kuzenim de ben sana o kadar parayı nereden vereyim demiş, yüzsüz demiş ki 'senin babandaki paraya az bile'.Ya ölür müsün öldürür müsün.Şu bu derken, amcam tamam demiş 50bin verelim defolsun gitsin.Mahkeme yaklaştı bu kez başlamış kuzenime sen bana hiç şans vermedin ki demeye, hepimiz kuzenime dedik ya ne şansı daha boşanma lafını duyar duymaz para işlerine taktı hesaba kitaba girdi; lakin kuzenim insafa geldi.İlk mahkemeyi erteletti, hepimiz aşırı sinirlendik; ama bir şey demedik onun hayatı sonuçta.2 hafta sonra çat haber, bugün ablan boşandı dedi annem, e iyi dedim; ama isteklerine bakın.

    Anlaşmalı boşandılar, öyle olunca ne koparırsam kar diye düşünmüş ayı.İstedikleri; 50.000 lira, evdeki termosifon, ufo soba ve koltuk takımı.Aklınız alabiliyor mu, düşünsenize evdeki termosfion sökülecek adama verilecek neden; çünkü kendisi almış!Kendi düzenini kurduktan sonra da çocuklara aylık 400 lira nafaka verecekmiş, Allah razı olsun.Bu embesil çocukların aylık etüt ücretlerinin 700 lira olduğunu bilmiyor heralde.Kuzenime imzalama, mahkemeden karar çıkmadan onlar bir şey söylemeden sakın desekte dinlemedi, ne kadar bıktıysa artık.İhtiyacım yok ben çocuklarımı büyütürüm diyor.Haklı belki; ama ben o adamı süründürmek istiyorum, aslında öyle dediğime bakmayın ben de tüküreyim paraya pula der siktir ederdim en kısa sürede adamı; ama...ama işte.Söylesenize bu tip insanlar ortalıkta adamım diye nasıl geziniyor.Yani kaçıncı boyutu bu, nasıl bir acizliktir.Ne denebilir, gerçekten bir şey diyemiyorum ben.


Not: sabahtan beri cümle cümle anca yazabildim, yoğun bir gün, müşteri bastırdı; ama bugün değişik bir dua aldım müşterimin birinden, dedi ki 'Allah sana hep zemzem içmeyi nasip etsin' ,yani arapça söyledi ben de bu kadar çevirebildim, bunun onların oralarda başka bir anlamı var mı bilmiyorum; ama büyük hayır duası bence :)

13 Kasım 2017 Pazartesi

Sevgi???

    Dün çiçek böcek paylaşıp iyi bir hafta dilemiştim; ama o kadar rezil başladı ki, sinirimden öfkemden yerimde duramıyorum.İnsanların gaddarlıklarını aşkın, sevginin arkasına saklamalarından nefret ediyorum.Size olanları anlatayım.

   Yaşı benden bayağı büyük 3 çocuk annesi eşinden ayrı bir tanıdığım var.Sabah bir haber alıyorum işe gitmemiş neden; çünkü sevgilisi olacak hayvan onu öyle bir dövmüş ki önceki gün.Yüzü gözü şişmiş, bacakları kolları morarmış, üstelik neden telefonunda bir erkek isminden arama var diye.Silahı çekmiş, o silahın kabzasıyla omzuna vura vura çürütmüş.Yüzüme vurma bari diye yalvarmış, çocuklarım var beni öyle görmesinler diye; ama zaten karşısındaki embesilin teki.Anneni ara benimle olduğunu söyle demiş, arkadaş annesine 1 saate gelmezsem polisi arayın demiş, o zaman da adam başlamış hem kendisine hem ailesine hakaretlere.Aramayı yapan kişiyi kendi de tanıdığından arayanı evine çağırmış, hemen buraya geliyorsun diye.Arkadaşımı odaya kilitlemiş, sesini çıkarırsan ikinizi de öldürürüm demiş, öteki adam kalkmış kuzu kuzu gelmiş, kendisi de 2 çocuk babası.Evde bağırışlar, çağırışlar sonra bir şey olmadığı anlaşılıyor, arkadaşımı bir süre sonra evine bırakıyor.

   Dün sabah elinde çiçeklerle gitmiş, bitanem seni dövdüğüm için özür dilerim demiş.Onu kaybetmek istemiyormuş, onsuz hayatı düşünemiyormuş o yüzden öyle delleniyormuş.İnsanlar ne zaman bu kadar korkunç hale geldiler anlayamıyorum, bu davranışları hangi akla hizmet sevginin arkasına saklamaya çalışıyorlar hiç anlamıyorum, böyle yerlerde mi sürünüyor sevgi?Yıllar önce şarkıcı Bergen yüzüne kezzap atan eşinin sevgisine inanıp onu affetmişti; ama inandığı eşi kurşun sıkıp onu katletti.Ben anlayamıyorum cidden anlayamıyorum kadının kıyafetine, işine, oturuşuna, gülüşüne her şeye karışacaksın sonra seviyorum diyeceksin!Ne sevmek Allah aşkına, böyle insanlar bana sevginin tanımını yapsın bi ne?Karşındakini mutlu etmeden sadece kendi çıkarlarını düşünüp ona göre hareket edip, kadın çizdikleri çizginin dışına çıktığında katletmek, yıpratmak mıdır?

   Yazık, çok yazık gerçekten iğreniyorum.Adamım ben diye ortalıkta geziniyorlar bir de böyleleri.O embesilin karşısına çıkmamak için kendimi zor tutuyorum; ama ilk gördüğüm yerde tutmcam kendimi, neredeyse babam yaşında; ama ağzıma geleni söylicem.Utanır mı bence utanmaz.Kendisinin de 4 tane kızı var, 3 ü yetişkin artık, tırnaklarına zarar gelse olay çıkarır da karşısındaki de bir ana baba evladı hiç düşünmüyor.Kadına şiddet gösteren biri adam filan değildir benim gözümde.Beddua etmek istemiyorum; ama öylelerine o kadar yakışıyor ki...

Not: şu videoları 100 mb geçmesin diye bölüp parçalamak, yüklemek 2,5  saatimi aldı o yüzden izlemeyecekseniz de izleyin!











 

12 Kasım 2017 Pazar

Arıları Kandırdım

   Hellööwww sanırım balkonda geçirdiğim son günler bunlar, çayım elimde güneşin iliklerimi ısıtmasıyla büyük bir keyif yaşıyorum, biliyorsunuz ki kışı asla ve asla sevmem, her akşam da bu soğuklarda sokakta olan canlara dua ederim, Allah yardımcıları olsun.Yıkanacak, aynı zamanda katlanıp asılması gereken bir sürü çamaşırım, süpürülmesi gereken bir evim var; ama kimin umurunda, arada tırtıklarım diye kahvaltının bir kısmı bile masada duruyor hala, yemyeşil manzaralı balkonumda oturmak şuan ağır basıyor.

  Daha önce size balkonumun ve yeni çiçeklerimin fotoğraflarını çekmiştim, bakınız:)
   Ne kadar güzeller öyle deği mi; ama ne yazık ki ömürleri pek öyle uzun olmuyor, hatta şöyle söyliyim ömürleri güvenmek gibi, yani pek uzun ömürlü değil.E balkonunu, rengarenk şeyleri seven bir insan olan ben ne yapmalı, her ay yeniden mi çiçeklendirmeli, ay yook zaten çiçekler de pek pahalı.Ha bu arada belirtmek isterim ki, çiçekleri ben öldürmüyorum, yazın balkonum çok güneş aldığından yanıyorlar, o yüzden arkadaki minik balkondakiler ölmüyor, gölgede kalıyor onlar, e kış çiçeği de çok değil; ama en sevdiğim çiçek kış çiçeği olan nergistir, kokusu beni mest eder, memleketim olan Hatayda o kadar çoktur ki, her yerde nergis vardır, yol kenarında bataklıkta evin önünde.Geçen sene annem bana fotoğraf atmıştı, bak bu nergisi sen ekmiştin diye:)Nergis görmek değildi aslında sevindiren taa 15  yıl önce benim ektiğim çiçeği hatırlaması.Neyse çözümümden bahsedeyim ta ta taa taam
   Hahaa çok güzeller değil mii?Öyle ki benim dedikoducu komşularım bile, Meltem'in çiçeklerini gördünüz mü diye soruyormuş.Bir de öyle gerçek duruyorlar ki, arıların duygularıyla oynuyor gibi oluyorum, neden mi; çünkü gelip üzerlerine konuyorlar; ama polen filan alamıyorlar:D Özür dilerim arılar, siz bizim bahçıvan amcanın bahçesine gidin o her daim rengarenk, nasıl beceriyorsa artık, hoooff!Şimdi bu yapay çiçek bakımını da kolay sanmayın yani, bunların tozu gitsin diye sulamak var, hem toprak kuru olunca kayabiliyorlar iyi sabitlmek için arada toprağı ıslatmak lazım, yapay da olsa iş istiyor görüyorsunuz.


 
   Hepinize güzel bir pazar vede devamında güzel sendromsuz bir pazartesi ve hafta diliyorum!

6 Kasım 2017 Pazartesi

Paylaşımsızlığım

   Ne sıklıkta yazıyorsunuz?Yazacaklarınızı planlıyor musunuz sevgili okuyucularım, yoksa unutulmamalıyım bugün de bir şey paylaşayım mı diyorsunuz.Eskisi kadar paylaşım yapmıyorum son zamanlarda, bunda ruh halimin de katkısı büyük.Genel olarak demeliyim ki uzun bir süre yazmamışsam eğer iyi değilimdir ve kendimi uzak tutmaya çalışıyorumdur.Önceleri öyle zamanlarda yazdığım şeyleri de paylaşıyordum; ama şimdilerde notlarımda kalıyor; çünkü biri bana 'neden' diye sordu mu verecek cevap bulamıyorum.Paylaşımlarınızı okumuyorum demek değil bu durum, sadece kendi kabuğumda kendi dünyamda yaşıyorum.

   Bu geçen sürede önceden belirlenmiş bir operasyon geçirmem gerekiyordu, bunun içinde işinde uzman bir hoca bulmak.Aslında korkmuyordum, yani korkuyordum da düşünmemeye çalışıyordum.Rüyalarıma girmeye başlamıştı, ölüyordum filan:s Yanımda ailem de yoktu; çünkü yaptıracağım tarih kardeşimin askere gideceği tarih ile aynı zamana denk geldi, yine Meltem şanssızlığı, şaşırmadık.İnsanlar hastayken doktora gidiş yolunda bile iyileşmeye başlar ya benim tam tersi, o ana kadar olmayan ağrı sızı inanılmaz bir karın ağrısına dönüştü, bence tamamen psikolojikti; çünkü korkuyordum ve belli etmemeye çalışıyordum.İçeride beklediğim dakikalar boyunca salak salak düşüncelere giriyordum, neyse ki kapı açıldı 6 ya da 7 kişi birden odaya doluştu ne oluyor yaa niye bu kadar kalabalık diye düşünürken, açık olan damar yoluma bir sıvı enjekte edildi, sağ elimle sol kolum göstererek burası dedim, yanacak dedi, gidiyorum ben deyip elimi salladım, gözümü kapadım sonrası yok zaten.Ne kadar zaman geçti bilmiyordum; ama öncesinde de sürekli ay Allah'ım narkozluyken bana olmayacak şeyler söyletme diye dua ediyordum.Birileri sesleniyordu Meltem diyordu, gözümü aralıyordum yine kapıyordum, hayır hayır kapatma diyorlardı.İçim parçalanmıştı sanki, o ağrı neydi canım çok yanıyordu, bir şeyler söylediler; ama gerçek mi hayal mi kavrayamıyordum, gözümden yaş aktı tek taraftan sonra bi daha uyudum.Bir haftayı öyle kapattım da yazamadım diyim:)

   Fazla dinginim, beynimde milyon şey var; ama sadece düşünüyorum.Narkoz dedikleri şeyin etkisi aynı gün içerisinde geçiyordu oysaki, ben neden tepkisizim?En büyük isteğim evde hiçbir şey yapmadan yatmak; lakin işe geliyorum burada da en çok istediğim şey eve gidip uyumak.Bugün daha pazartesi, hafta gözümde büyüyor, umarım şipşaak biter, haftasonu olur ve ben yine yatarım.İyi haftalar herkese!

21 Ekim 2017 Cumartesi

Bir Satışçının Dramı

   Öncelikle herkese heellöööğğww günlerdir sürekli yabancı dil konuştuğumdan arada devreler yanıyor.Neden yabancı dilde konuştuğumdan bahsedeyim.Efendim fuardan kaynaklı.İnegölde teee 6 gün süren bir mobilya fuarı var.Daha önce bahsetmiştim ihracatçıyım ben bir koltuk firmasında, benden başka yabancı dil bilen yok, e haliyle her gelen yabancıya koşturan ben.

   Haftanın başından beri sürekli ayakta, topukluların üzerinde gelen her müşteriye ürünümü tanıtmaya çalışıyor,  gerek arapça gerek ingilizce, bazen öğrendiğim birkaç kelime arnavutçayı sıkıştıra sıkıştıra fiyat konusunda pazarlık yapıyorum.Eskiden pazarlamacıları düşünüp ne zor iş derken kendimi içinde buldum o ayrı.Geçen haftadan beri bir kırgınlık vardı zaten üzerimde, daha fuarın ilk gününde 9 saat ayakta kalınca bünyem hemen hata verdi.Akşam eve gittiğimde kendimi ilk koltuğa attım bir şey yemeden üstümü değiştirmeden, nefes alamıyordum sanki, bunda gün boyu kapalı alanda içilen sigaranın da etkisi büyük.Yorgunluktan ölüyor; ama uyuyamıyordum, bu nasıl şey Allahım, insan bu kadar yorgunken nasıl uyuyamaz.Bu arada belirtmek isterim yapılan bu fuar toptana yönelik bir fuardır.Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından toptancılar gelir, onlar için ürünler sergilenir.Hiçbir şekilde perakendeciye hitap edilmediği gibi, indirimde söz konusu olmaz; ama yıllar geçmesine rağmen bunu insanlara anlatamadık, özellikle yerel halk sanki gezme alanıymış gibi fuara geliyor, boş boş dolaşıp standlardaki poğaça kurabiyelerden yiyor hatta kendine yorgunluk kahvesi söyleyip gidiyor:)İnegölde çok büyük bir mobilya alışveriş merkezi var hatta Avrupanın en büyüğü, şimdi fotoğraflara iyice bakınız.




   İlk fotoğraf fuar alanından, diğer ikisi ise genelde perakendeye hitap ettiğimiz mobiliyum avmden.Şimdi insan bir düşünüyor, lüks bir yer gibi mi görünüyor, ondan dolayı mı geliyorlar diye.Bence fotoğraflar her şeyi gösteriyor, mobilya avm o kadar güzelki, şimdilik tek bir yerde 95 mağazayı toplamış durumda, bunun ikinci etabı da yakın bir zamanda açılıyor 200 firma bir arada olacak, üstelik kapalı alanda yazın serin, kışın sıcak, hal böyleyken aslında fuar yapmanın da anlamı kalmıyor; ama müşteriler alışmış bir kere, şimdilik devam yani.Neyse fazla dağıttım, konuya geri döneyim, ben bazen ayakta durmakta zorluk çektim, hastalıktan eve geldiğim zaman ağladığım oldu, yine de her müşterimle ilgilendim, bazen birden çok müşteriye yetişmeye çalıştım, saolsun patronum da müşterilerim de benden memnun; ama perakende müşteriyi memnun edemedim, üstelik alıcı bile olmayan perakendeciyi.Neden biliyor musunuz, bizim insanımız memnuniyetsiz, standlara bir girişleri var, bizimle bir konuşmaları var, sanırsın hepimizi satın alıyorlar.Gelen perakendecilere kibar bir dille mobiliyum avmye gitmelerini; çünkü orada onlarla daha iyi ilgilenileceğini, toptancı müşteri geldiğinde onunla ilgilenmek zorunda olduğumu anlattım e yani nerde bir konteynır mal alacak adam nerede tek takım.Kimsenin kalbini kırmak istemem, müşteriyi küçük gördüğüm asla yok, zaten bazıları hak verdi, diğer standlarda da bu durum söz konusu dedi, bazısı ise bir çirkinleşiyor anlatamam.Yorgunluktan bir koltuğa çöktüğüm sırada perakende bir gezici gelmiş, fuara özel aldığımız elemanlardan biri ilgileniyordu, bana bir şey sordu ben kalkmadan cevap verdim bizim çalışana, neymiş efendim ben niye ayağa kalkmamışım, müşteriye karşı ne saygısızlıkmış bu SANANE, BU FUAR SANA ÖZEL DEĞİL, demeyi çok isterdim; ama sustum.Yahu seninle ilgilenen var mı var, bu fuar sana hitap etmese bile; ama sen öyle bir memnuniyetsiz, karşındakini de öyle küçük görüyorsun ki...

   Ne kadar yorulduğumuz umurlarında olmadan, sanki tek görevimiz onları memnun etmekmiş gibi davranmaları beni öldürüyor, hayır efendim müşteri herzaman haklı değildir ve de merak ediyorum sabrımı taşıran ve standdan kovduğum ilk müşteri kim olacak.Lütfen ama lütfen alışveriş yaptığınız mağazalardaki satış personellerine kibar davranın, onlar size yardımcı olmak için oradalar, size köle olmak için değil.

   Son olarak sizlere patronum, heyet ve  dünya  güreş şampiyonumuz Rıza Kayaalp'in fotoğrafını ekliyorum.O kadar ürün arasında bizim koltuğumuzu beğendiğinden kendisine hediye ettik ve de bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkür ettik, fotoğraflar hep sosyal mecralardan, yoğunluktan çekemedik kendimiz:)İyi akşamlarınız olsun


11 Ekim 2017 Çarşamba

Hayat Hepimize Güzel Olsun

   'Hayat sana güzel be', dedi bana.O an kafamdan milyon tane şey geçti, ışık hızından daha hızlı olan bir şey bu, anlayamazsın.Gülümsedim ve 'hayat yaşamasını bilene güzel' dedim.

   Farkında mısınız hep başka insanların hayatına özenir, kendimizinkini beğenmeyiz.Büyüklerimiz komşunun tavuk bize kaz görünür demişler, doğru demişler valla.Kimin ne yaşadığını bilmeden, neler çektiğini bilmeden güzel görünen yanlarına özenir dururuz.Mesela ben, evet bazen surat asma huyum vardır, eskiden daha fazlaydı canım sıkkınsa etrafımdaki herkese zehir ederdim ortamları; lakin büyüdüm, şimdilerde kan kussam kızılcık şerbeti içtim diyorum.Müşterilerime, patronuma, etraftakilere gülümserim; çünkü bence artık ben profesyonelim:)Onlar da beni böyle görünce, hiçbir derdim tasam yok sanıyorlar.Mesela kafamı yastığa koyduğumda kaç bin tane şey düşünmüşüm, gözyaşlarımı farkettirmeden nasıl akıtmışım kimse bilmez.Bilmelerine de gerek yok zaten.



         İnsanlar görünene aldanıyorlar.Bu durum da sosyal medyanın da etkisi çok; çünkü herkes gülerken pozlar veriyor acayip eğleniyorlar:)Sosyal medya kullandığım zamanda da pek aktif değildim, yurtdışına çıktığımda fotoğraf atardım, arkadaşlarım yazardı yine, hayat sana güzel be, yaşıyosun bu hayatı kıskanıyoruz diye, ulan diyordum çalışıyorum ben burada elimde kocaman bir valiz tüm gün müşteri geziyorum, ama orasını kimse düşünmüyor tabi neden; çünkü ben geziyorum!Bir gülme tutuyordu beni böyle durumlarda, ben kadere isyanları oynarken birileri bana özeniyor, vay anasını sayın seyirciler.

Görünene aldanmamak lazım sevgili okurum.Hep başkasının hayatına özenmekle olmaz bu işler.Sait Faik demiş ki ,Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey üzgünüm Saitciğim bence kendini ve hayatını sevmekle başlayacak her şey.Oturup başkasının hayatına özenmek yerine, kendi hayatınızı inşa edin, ha olmazsa da en azından uğraşmış olursunuz:) 

Aynı fotoğrafta dediği gibi ' sadece arkanıza yaslanıp oturup beklemeyin, kendi geleceğinizi kendiniz yaratın'

6 Ekim 2017 Cuma

Öğrenci Oldum Beeen

    Herkese kocaman bir merhaba.Başlığım direk konuyu anlatıyor öğrenci oldum beeen.Hem de üniversiteden mezun olalı zaten 3 sene olmuştu.

    Aslında ben azimli bir öğrenci değilimdir, aman çalışayım, aman bir okul daha bitireyim kariyerime katkısı olsun diye düşüncem olmadı.Aslında üniversite zamanında bir düşündüm halkla ilişkiler okumayı; ama zor geldi sonrasında insan kaynakları uzmanlığı kursuna gitmiştim, ha bu arada ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene Afyonda.O zamanlar okuyayım demiştim; ama harç ödemek zor geldi bi.Ondan sonra İnegöl'e geldim, ilk sene kayıt olayım dedim; ama İnegölde bürosu yok Anadolu Üniversitesi'nin, Bursa merkeze gidip uğraşmaya üşendim.Her sene ygs ye gireyim diyorum başvuruları kaçırıyorum, geçen sene başvuracaktım açıköğretim fakültesine yine unuttum.Bu sene yine unutmuştum dün sevgili kahve yazı paylaşmış, yarın son gün demiş, yahu dedim daha erken değil mi zamanı var, sonra bir düşündüm ulan millet ilk döneme başladı zaten nesi erken diye, hemen siteye girdim ve şipşak internetten kaydımı yaptım, vesikalık fotoğraf eklememizi istemişler bilgisayarda ne arasın vesikalık, 2 sene önce fuarda çektirdiğim bol gülüşlü bir fotoğrafı ekledim oraya, ne yapayım yani.

   Bugün gittim taaa Bursa merkeze, yaptığım plana göre 12 ye 20 kala orada olacaktım, işim 10 dakika sürse, iyi iyi öğle arasından önce işlerim bitmiş iş yerine geri dönmüş olurdum.Oraya bir vardım, uuhh o da ne bu kalabalık ne, ne sorumsuz insanlar o kadar kişi neden son güne bırakmış yani bu kayıt işlerini hayret bir şey ya.Gittim sıra aldım önümde 75 kişi var, neyse dedim madem süre o kadar uzun zaten emniyette bir işim vardı buralarda bi emniyet müdürlüğü  bulayım en azından zaman geçsin.Gittim emniyete; lakin işimi çözemediler, nasıl olsa öğle arası işlem yapmazlar diye bir kahvaltı yapayım dedim oturdum yedim bi gittim tekrar büroya anaa bunlar öğle tatili yapmamış işlemler bitsin diye, benim sıram da geçmiş, oysaki hemen büronun yanındaydım kafede, neden bakmadım diye kendime kızdım tekrar sıra aldım bu kez önümde 105 kişi vardı, bir sinirlendim amaan dedim okuyacağım okula da, sonra bi sakinleştim, aklıma rüyam geldi.Geçen hafta bir rüya gördüm, tercih yapacakmışım, istediğim herhangi bir bölüme yerleşebiliyormuşum; ama bizimkiler illa Mersinde okuyacaksın diyorlar, tamam diyorum; ama okuyacak bölüm bulamıyorum vay efendim öğretmenlik okumam kpss var mühendis olmam şu var diye, paylaşım yapmayı düşündüğümde aklıma geldi rüyam.Geçen hafta da üniversiteden bir arkadaşımla konuşuyorum öğrenci olmayı özledim demiştim, tabi öğrencilikten kastım ders çalışmak değil, zaten okuldayken de ders çalışmazdım ben, sınav sabahı kalkar bakardım ve de sınavdan önce milleti dinlerdim.Bence en iyi çalışma taktiği sınavdan önce aşırı inek öğrencilerin yaptığı ders tekrarlarını dinlemek:D

   Neyse işte öğrenciliğe özlemim vardı diyorum; ama bu özlem aslında avareliğe.Okula git gel, para aileden ye gez iç, sorumluluk yok, senede gireceğin birkaç sınav amaaaan nedir ki.Nasıl hızlı gelişti ya dün bu saatlerde aklımda bile yokken şuan tekrar öğrenciyim, buradan tekrar teşekkür ediyorum  ve de takip edin diyorum Kahve Molası'nı.

Son söz: sınav bürosundakiler en kısa sürede fotoğrafımı değiştirmemi söylediler:D bir de 7 buçuğa kadar çalıştığım günlerden nefret ediyorum söyleyeceklerim bu kadar :)