Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

27 Eylül 2017 Çarşamba

Vazgeç Gönül

   Heyecan, güzel heyecanlar ne güzeldir öyle değil mi.Aklımız genelde aşka gidiyor heyecan deyince.Aşkla sınırlı değil tabi ki; ama kabul edelim en güzel heyecanlarımızdan biridir.Böyle kalbimiz bize ait bir parça değil de, bağımsızlığını ilan etmek isteyen bir eklenti gibi, sürekli dışarı dışarı kocaman kocaman atar.Bazen korkuyor insan hep böyle elim ayağım mı titreyecek diye; ama aslında korkumuz bunun tersine dönmesi olmalıymış, bilememişiz.

   İnsan birini sevince hep onun kalacak zanneder, aksini düşünmek tabi ki olmaz, olamaz yani; çünkü o olmazsa eğer işlevini yitirirdi beden, olamazdı yani ölmezdik yaşardık; ama aslında yaşayamazdık, daha doğrusu hissedebileceğimiz tek şey canımızın acısı olurdu.Yoksa sadece biz mi öyle düşünüyorduk ha ne dersiniz?Misal ben böyle kafamda hemen 80 yaşı kuruyordum, o zaman nasıl olacak, ne yapcaz diye; lakin ayrıldık..Hep sürecek sandığım şey bir anda tuzla buz olunca kanım çekildi sanmıştım, ellerim ayaklarım uyuşmuştu.Açlık hissetmiyordum mesela, üzerime bir ağırlık koymuşlar da ayağa kalkamıyor nefes alamıyordum, sürekli uyumak istiyordum, ki uyuyordum da.Birkaç gün boyunca uyanık olduğum saatler toplamda 10 u geçmemiştir, ilk kez o kadar uyuduğumu bilirim.Ama düşününce insanı ayrılıktan daha çok acıtan şeyin ne olduğunun farkına varıyorsunuz.Üzüntünün tek taraflı olması!Yani şöyle bazen karşılaşıyoruz, karşılıklı sevmenize rağmen bazı sebeplerden ötürü ayrılıyorsunuz, öyle olunca da üzülüyor insan; ama en azından o da seviyor diye teselli ediyor kendini; ama siz kendinizi harap ederken karşı tarafın sizi hiç umursamaması, işte tam orada bir şeyler saplanıyor insanın içine.İnsan kendini kandırılmış, kullanılmış, ihanet edilmiş hissediyor.Düşünsene o kadar güzel şeyi tek başına yaşamadın sen, o zaman neden, ne çabuk unuttu diye diye kendini yiyip bitiriyor insan.

   Düşünüyorsun, aslında bana kötü davranıyordu, beni artık önemsemiyordu, bana eskisi gibi bakmıyordu  diye; ama beynimizin oyunu bu ya, döne döne sadece güzel hatıraları anımsatıyor.Ooff Allah'ım  nidaları.Karar alıyorsunuz, tamam bitti, bir daha düşünmüyorum, yoluma devam etmeliyim diye, sonuç???İnsan içinde bitiremiyor, zaten en büyük meselemiz o, bir de sanki hep dönecekmiş gibi yaşamak, yaşamaya devam etmek, sonra dada da daaaan o başkalarıyla :)Yüreğe düşen yangının acısı oowww.Unutmak, içinde öldürmek istiyorsun; ama nasııl cevabını bilemiyorsun, aslında nefret etmek istiyorsun; çünkü zaten nefret başarısızlığa uğramış sevginin de tanımıymış; ama ??

   Yukarıdaki gönderiyi çok beğeniyorum, o kadar güzel demiş ki.Aslında tüm ayrılmış insanların yapmak istediği şey diyebilirim.Sonsuza kadar süreceğini düşündüğün aşkını tek kişilik yaşadığını farkettiğin an yapman gereken artık sevmeyi bırakıp içinde öldürmektir, valla nasıl yapacaksınız ben bilmiyorum,  insanlar da farklı farklı çünkü.Dilerim herkes yüreğindeki yangını söndürebilir; çünkü onunla yaşamak gerçekten de çok zor.



26 Eylül 2017 Salı

Onlarda-Bizde:)

   Selaaam son paylaşımım da kültür farklılığına değinmiştim, dün dedim ki neden bu konuda yazı yazmıyorum; ama tam yazacaktım ki telefonum donmaya başladı filan açılmadı bende el mahkum taptaze telefonumu garantiye yolladım, haha bi de yurt dışından getirtmiştim, isterse reklam olsun ama Apple'ın bu kurumsallığı, işini çözüvermesi olayı çok güzel!Arkadaşımın telefonunu aldım o da iPhone olduğundan aynen aktardım, bir iki aksaklık çıktı ilk kez whatsapp kurulamadı kişiler gitti filan bayağı uğraştırdı beni gece.7 senedir kullanıyorum sayısız aktarım yaptım hiç karşılaşmamıştım; aman olsun ya ne yapayım bir daha indiririm, ay bu telefon yazısı oluverdi sanki tamam hemen bırakıyorum.

   Kültür demiştim kültür farklılığı, önceki gün evde otururken birden gittim harici hafızayı getirdim eski fotoğraflara bakmaya başladım.Karşıma 2014 klasörlerim çıktı bir baktım Amerika!Ah Amerika ahhh.New York'u görmek istiyordum; ama kalacak yerim yoktu orada ve inanaılmaz pahalı aynı derece de güvensizdi, o yüzden Amerikalı bir arkadaşımda kalacaktım.Gideceğim gün annesi benim için yemek verecekmiş öyle söyledi.E şimdi burada ne beklersin, sofralar kurulur donatılır maa aile sofraya oturulur falan filan, dakika 1  gol 1 baknız.

Onların deyimiyle barbekü yapıldı, herkes tabağına masadakilerden aldı ve bahçeye dağıldı, enjoy!Ertesi gün yürüyüş yapmak için ormanımsı bir parka gittik,arkadaşımın da köpeği bizimle tabiki.Her yerde sadece insanlar için değil hayvanlar için de suluk vardı.
   Eskiden bu amerikalıları donuk suratsız zannederdim, lakin yürürken neredeyse herkesle selamlaşılıyor ve ayaküstü sohbet ediliyordu, kimse kimseye hooop ne baktın birader demiyordu, hatta bakınız bu ablamız böyle gezerek bronzlaşmaya çalışıyordu, göl deniz filan yoktu yani, kimse de laf atmadı benim gördüğüm kadarıyla.Biz de kısa etek giyince darp edilir, küfür edilir, üstüne haksız çıkarılır, aranıyor denilir, hatta bazı şehirlerde bayan otobüsü diye pembe otobüs seferi başlattılar, normale binene aranıyor muamelesi yapılmaya başlandı bile, tacize uğrayınca pembe otobüse binseydin derler artık, ha bi de 5 ten sonra da çalışmıyor o otobüsler haa, mesajı aldınız mı 5 ten sonra sokağa çıkmak yok kadınlar ona göre.
Bir akşam içecekleri yiyecekleri yüklendik gittik bir araziye marshmallow partisi yapıp ateşe doğru sohbetler ediyoruz:)
Hani bizde bisküvi arası lokum oluyor ya, onlarda da marshmallow ateşe tutulup eritiliyor biraz, bisküvi üzerine çikolata üzerine marshmallow ahanda parti.

Bu arada çok güzel bir akşamdı çünkü aranizinin her tarafını ateş böcekleri ışıl ışıl etmişti:)Ertesi gün tüm aile şarap tatmaya gittik mesela ve gittiğimiz her bir dükkandan en az bir kasa şarap alındı ki en az 10 yer dolaştık, o kadar şarabı ne yapıyorsnuz lan diye soramadım; çünkü bizim çay içtiğimiz gibi onlar keyiflik şarap içiyorlar.

Ama ne var arkadaşlar biliyor musunuz, biz orayı metropol hep bina olarak düşünüyoruz ya hani, yeşile o kadar saygıları var ki, şehir içinde bile mutlaka kocaman parkları var ve buna önem veriyorlar, bizim gibi otel dikmek adına ormanları yakıp yıkmıyorlar.
Dikkat ettiğim bir şey daha var, onlar da bayraklarını çok seviyorlar.Bazen yurtdşına gittiğimde buranın bayrağı nerede diye bakınıyorum; çünkü hiç bir yerde olmuyor; ama Amerikada nerede her yerde, evde mezarda bayrak var,ha bayraklarının deseninden şort yapıp giyiyorlar o bana doğru gelmşyor; ama bayrak sevgisi güzel bence, ben de bayrağımızı çok severim ne bileyim.
Görüyorsunuz mezarda her kişinin başucunda bayrak var.Oralarda Türk bayrağı görünce de pek bi sevindim:)

Ay biraz gezi yazısına dönmeye başladı sanki:)En iyisi burada bırakayım, görüyoruz işte her ülkenin her şehrin her ailenin kültürü farklı, saygı duymak lazım, duymayanlara bu fotoğrafı armağan edelim:)

Bir ara da Amerika gezi yazısı yazayım bari:) Hadeyin görüşürüük.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Gııybeeet

  Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12)


 Eveeet anlayacağınız üzere bugünkü konumuz gıybet!Hani günlerde sohbetlerde, komşuda sokakta, her durumda yapılıp çoğu kişinin vazgeçemediği o illet hastalık var ya hani, o.

   Şüphesiz ki hiç birimiz günahsız değiliz.Tabiki ben de dahilim buna, lütfen ya:)Günahlarım, üstüne zırlamalarım hatta tövbe edip bir daha yapmışlığım da var yani.Gururlanmıyorum şuan yazarken; ama insanız işte ne yapalım.Hayat uzun bir yol, sınavlarla dolu bazılarını geçip bazılarındansa kalıyoruz.Hepimiz yanlışlara düşüyoruz, öğreniyoruz büyüyoruz.Kim kimi yargılayabilir ki, yani bu hakka kim sahip,HİÇKİMSE!Evet hiçkimsenin başkasını yargılamaya hakkı yok; ama herkes konuşurken bay ve bayan mükemmel, hele kalabalıkta kınadıklarını tenhada yapmaları yokmu ay Allahım öldürüyor beni.

   Önceleri inanılmaz takar, kendimi mutsuz eder ağlar dururdum.Özellikle İnegöl'e geldikten sonra çok karşılaştım.Konuşup muhattap olduğum çoğu kişi için şimdilerde keşke hiç konuşmasaymışım diyorum.Yapımdan kaynaklı sıcakkanlı bir insanım, konuşurken el kol hareketlerimi jest ve mimiklerimi çok kullanırım, biraz da ailemin beni cesur yetiştirmesinden kaynaklı her ortamda kendime söz hakkı yaratırım, cinsiyetçi gözlerim yoktur, yani yokTU.Konuşurken karşımdakine 'erkek' gözü ile bakmam.Sırf bu sebepler bile gıybet dönmesine yetti, yani bana göre gayet normal olan şeyler burada karşıma ayıp diye çıktı.Uyarıldım; ama bana saçma geliyordu, yok yaa abartıyorsun; ama o benim babam yaşında, ay çok iyi bir kadın dedim durdum, iyi halt ettim.Düşünüyorum farklı bir ülkeden de gelmedim yani, ha gıybet Hatayda yok mu orada da var tabi; ama neden yani neden, bu insanlar bu kadar mı işsiz ya da ah almaktan hiç mi korkmuyorlar, kimse kendi hayatını sorgulamıyor mu ne yani.

   Uzun zamandır bu tip muhabbetlere dahil olmamak için uzak duruyorum insanlardan.Bir arkadaş grubum var onlar dışında kimse ile muhattap olmuyorum pek, hayır yabani filan değilim, çok taktığımdan da değil, sonuçta o insanlar benim karnımı doyurmuyor, ailem değiller sadece ne oldu muhabbeti kestim ya da minimuma indirdim diyelim.Aşık Veysel çok güzel bir şey demiş  bununla ilgili 'inan kastım sana değil, cahille muhabbeti kestim' diye, ne güzel demiş değil mi.İnanın kafam daha rahat benim, kimse ile ilgili bir şey duymuyorum, benim arkamdan söylenenler bana gelmiyor, kulak kapatıyorum diye yapılmıyor demiyorum; ama ne yapayım yani engellenemiyor, bari benden uzakta olsun,ha bir de şeye hastayım, Melteem seninle ilgili şunu şunu dediler, eee o arada sen ne yaptın, sustun dinledin mi ya da söylenmesine izin mi verdin, o zaman senin de bir farkın yok onlardan benim, için.Bir kere eğer bunu size söyleyebiliyorsa eğer samimiyetine güvenmeyin, sizi destekliyor olsa konuşulmasına izin vermez, hatta bir şey dyim mi o da katılmıştır  gıybete, yani gelip size anlattığı için ayy canım arkadaşıımmm demeyin oki,?

   Aaa durun durun gitmeyin son tespiti de söyliyim.Arkanızdan laf döndürüp sizi sürekli eleştirenler varya hani, içten içe aslında fırsatı olsa sizin gibi olmak isteyenlerdir.Tamam o kadardı şimdi dağılabilirsiniz.

  ya İrem Derici Gıybet şarkısını çok güzel söylemiş bence; ama sadece onun olduğu video bulamadım :S O yüzden zaman varsa dinleyin izleyin işte tüm performansını, çüss



20 Eylül 2017 Çarşamba

Hayır Duası Şart

   Benim malım kıymetlidir sevgili arkadaşlar.Malıma zarar gelince çok üzülürüm, mesela hayvanın biri arabamı çizmiş, bariz çizmiş yani anahtarıyla dün, karşıma çıksa gözünü oyarım o derece yani.Şimdi anlatacaklarım da araba mevzusundan başlıyor.

   Geçen hafta ufak bir kaza atlattım, kazayı da ben yapmadım yalnız, yan tarafta oturuyordum.Bir şey olduğundan değil; ama korktum, üzüldüm.Bende pek bir şey yoktu; ama karşı tarafta az bir şey vardı.Kendisi de komşum.Ben üzüldüm; ama kendisi gayet güler yüzlüydü.Bir de şöyle  bir şey var, araç kendinin değil şirket aracı ve yeni.Bundan önce şirket ona başka bir araba vermıştı, başka bir komşumuzun kış günü kar lastiği olmadığı için arabası kaymış komşunun kapısını içeri göçerttiği gibi camını da paramparça etmişti.Bir iki ay önce de şimdiki sıfır aracı verdiler, o da işte bana denk geldi, acaba komşunun şirkette mi bir uğursuzluk var?Bi okuyup üflesinler bence.Neyse işte sözleştik, bir saat sonra çalıştığı yere gidecektim orada halledecektik kendi aramızda, yanımda para olmadığı için bankamatiğe gittim bu seferde kartımı yuttu makine aaa bu ne ya diye çemkirdim, ne lanet bir gün.Yetkiliye haber verdim de geri alabildim kartımı.Komşunun iş yerini bilmiyorum, konum attırdım navigasyonun gerizekalılığı tuttu sanki, tepeler aştım resmen bulabilmek için.

  En sonunda konuştuk anlaştık filan ofisime döneyim dedim, tam yol ayrımına girdim neyse ya fabrikaya gideyim dedim arabayı çevirdim, yaşlı bi amca bana el etti yol ortasında.Allahımm yoksa derviş mi, o kadar aksilik üzerine, hayır duası da lazım heee.Durdum elinde kocaman bir hortum rulosu vardı, kızım beni alır mısın dedi, tabi amca dedim, yerleştirdim eşyasını bagaja ,bindi arabaya. Benim fabrikada şehir dışında en fazla oraya kadardır diye düşündüm, nereye gidiyorsun amca dedim, bir yer söyledi ahaa dedim napcam şimdi gidiş geliş yaklaşık 40 dakika sürer.Neyse dedim yapacak bir şey yok aldım artık 84 yaşında adam.Amca dedim nasıl geldin, otobüs yok mu sizin oraya, var diyor akşam 7 de, daha saatin 1i bile değildi, yoook artık bee bu ne.Amca da çok yol gittiğimden rahatsız oldu heralde kızım ben burada ineyim yavaş yavaş yürürüm geldik zaten dedi, yok ya dedim geldik o kadar eve kadar götüreyim, bu cümleyi kurduktan sonra araba ile olmama rağmen 10 dakika yol gittim, amca o yaşlı haliyle nasıl yüreyecekti ne kadar sürecekti bilmem.Amcayı bıraktım eşi çıktı kapıya karı koca bana nasıl güzel dualar ediyorlar, bir de illa bir şeyler ye iç diyorlar, yok diyorum işe gitmem lazım, saat olmuş 1 ben daha işe gidememişim,
o kadar mutlu oldum ki aslında böyle küçük iyilikler de mutlu ediyor bir kez daha gördüm.

   Olanları anlatıyorum fabrikada sen deli misin diyorlar niye alıyorsun arabana ya sana bir şey yapsaydı.Ne kadar üzücü bir durum değil mi, başına bir iş gelecek diye iyilik yapmaya bile çekiniyor insan.Ben durdum çünkü amca çok yaşlıydı ve elleri dolu olduğundan zor yürüyordu, genç olsa ben de alamazdım; çünkü korkardım, bana bir şey yapar mı diye, kadın olsun erkek olsun farketmezdi yani.Eskileri düşündüm, yaşadığım yeri, okula hiç yürümezdim; çünkü mutlaka biri durur alırdı arabaya, tabi tanırdım bi de hepsini, hiç korkmaz aksine mutlu olurdum, şimdiyse görüyorsunuz işte.Son söze geliyorum sakınılan göze çöp batarmış, ben sakınmıyorum; ama emek ettim, her şeyimden kıstım helal kazancımla araba aldım, hayvanın birinin gelip arabamı çizmiş olması sinirlerimi hoplattı, helal etmiyorum, keyfi yaptığı o şey ondan çıkacak biliyorum, Allah'a havale ettim her zaman en iyisi bu.Sendromsuz haftalar :)



 

12 Eylül 2017 Salı

Sen mi Geldin Soğuk Hava

   Hazır değilim sayın okuyucu, asla ve asla soğuk havaların gelmesine hazır değilim.İlk şoku 10 günlük bayram tatili dönüşünde yaşadım.Akdenizin bağrından çıkıp geldiğim gün Allahım bu ne soğuk diye şoka girdim.İlk iş günü ofise girdim, bi çıktım her yer karanlık, rüzgar şiddetli esiyor, arabaya varana kadar havalanıcam sandım, hayır hayır hayır ben buna hazır değilim.

   Ah benim yazlık güzel dolabım.Turuncular, sarılar, yeşiller.Giydikçe enerjimin yükseldiği patlak renkli elbiseler, etekler.Tüm bunları bırakıp, bizi doldurulmuş bağırsağa benzeten kotlarımı giymeye hazır değilim.Siyah rengi, koyu rengi sevmediğimden değil evet kış aylarında da rengarenk giyinebiliriz aslında; ama soğuk hava deyince aklıma koyu renk kazaklar botlar geliyor ve ben  bunu sevmiyorum.Düşünsenize incecik tişörtler tek parça elbiseler gidiyor ve yerlerine, of Allahım söyleyemicem ürpertiyor soğuk hava düşüncesi.Az evvel ağaçlıklı bir yoldan geçiyordum, yapraklar üzerime üzerime geldi, hem de sarı sarı bu ne demek biliyor musunuz, kuşlar gitti yeşil ağaçlar sarardı hoop sonbahar ardından kış, bari her yerde çam olsa da en azından yeşillik görsek, sahi siz çamların ve kozalakların öyküsünü biliyor musunuz?Bilmiyorsanız dikkatle okuyun bakalım

   Eskiden Kibele diye bir tanrıça varmış.Anadoluda yüzyıllarca inanılmış, tapınılmıştır da, Zeus'un da annesidir üstelik.Kibele heykeli ülkemizde de fazlasıyla vardır, bunlardan biri cağğnım memleketim Hataydadır.

''Kybele; yontularında (heykellerinde) yapılı bir kadın biçimi temsil edilmektedir. Yapılı oluşu: onun doğurganlığını simgeler. Ana tanrıça, her zaman, doğuma hazır, büyük karınlı bir kadın biçiminde gösterilmiştir. Bazı heykellerinde ise, başında kule biçiminde bir taç görülür. Bu kulelerin sayılarına göre, tanrıçanın korumasında bulunan kent sayısı temsil ediliyormuş. Zaman zaman da, elinde bir anahtarlıkla görülür. Bu, onun bağrında sakladığı hazinelerin anahtarıdır. O, yazın, bu hazineyi açarak, bol bol verirdi bağrından.''
Neyse biz dönelim öykümüze.Kibele günün birinde Frigyalı  aşırı yakışıklı Attis'e aşık olur, bunu ona söylemez.Kendi tapınağını ona emanet eder tek bir şartı vardır, sonsuza kadar bakir kalacaktır, Attis bunu kabul eder; lakin bir gün bir ölümlüye aşık olur bizim genç oğlan.Attis verdiği sözü unutmuştur, düğün dernek kurulur.Kibele tüm ihtişam ve güzelliğini gözler önüne sererek düğüne gider, o an Attis verdiği sözü hatırlar ve vicdan azabıyla yanarken erkeklik organını keser.Toprağa akan kanlardan menekşeler biter.Attis bu yaptığının yeterli olmadığını düşünüp kendini öldürmek ister; ama bizim Tanrıça gence olan aşkından ona kıyamaz ve onu bir çam ağacına dönüştürüverir.Çam kozalakları da Attis's simgeler.Bu arada sonrasında da moda olmuş kendini hadım edip tanrıçaya adamak:) Görmek isterseniz eğer tapınaklardan biri  Eskişehir-Sivrihisar  ilçesi yakınlarında.Daha fazla bilgi almak isterseniz, http://tarihinizinde.com/kybele-ana-tanrica/
 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Uzatmadan asıl meseleme döneyim, soğuk sevmiyorum ben Akdenizliyim.Uludağ'a çıktığında soğuktan ağlayan bir insandan bahsediyoruz yani benden.Ben kızgın kumlardan  sıcak sulara atlayan bir insan evladıyım, o yüzden yaz kalmalı hep.Umurumda değil bunaltıcı sıcaklar, evet sıcaklarda çalışan insanları düşündükçe üzülüyorum; ama soğuk buz gibi havalarda çalışmalarından, o havada insanların hayvanların sokakta kalmasından iyidir bence.Evet biliyorum kaçınılmaz son bu kış geliyor; ama yine söylüyorum ben cıvıl cıvıl dolabımı boşaltmaya hazır değiliiiiiim.

7 Eylül 2017 Perşembe

En Gerçeklerden

   Siyasi şeyler, yazacağım en son şeyler arasındaydı; ama bir gerçeği yazma zorunluluğu hissettim.Hangi partiyi desteklersek destekleyelim,ister sağ ister sol yanlısı olalım, kesin bir gerçek vardır ki o da bu ülkenin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'tür.

   Bazı sivri zekalılar amaaan Atatürk tek başına mı kurtardı bu ülkeyi diye ortalıkta viyaklıyorlar. Evet tabi ki tek başına değildi, Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla hep beraber savaşıldı, kimse ayrıştırılmadan bunu da es geçmeyelim; ama yine aynı sivri zekalılar benim padişahım şurayı burayı fethetti diye ortalıkta dolaşırken neden halkı es geçiyor hala anlamış değilim, padişahınız tek başına mı fethetti aloo.

    Ülkenin kurucusunun kim olduğu gayet açıkken neden bu gerçek bazılarına batıyor?Hayır kalkmış üç beş sarhoş bu ülkeyi kurdu diyor.Bre hayvan o 3 5 kişi diyelim ki sarhoş kafayla kurdu, sen düşün sarhoşken CUMHURİYET'i  ülkeyi kuranlar ayık kafa ile neler yapardı, yani her durumda aslında ezmeye çalıştıklarını farketmeden yüceltiyosun.Mustafa Kemal Atatürk hiçbir siyasi partinin malzemesi değildir.Cumhurbaşkanı, başbakan,bakan hepsi geçici, onların yerine hep yenileri gelecek; ama değişmeyecek bir şey var o da bu ülkenin kurucusunun kim olduğudur, en gerçek şeylerden biri de budur.

   Şunun farkına varalım bu ülke hepimizin.Hepimizin büyüklerinin teri ve kanı var  bu topraklarda.Partiler kapışsın, başa gelmeye çalışsın ona lafım yok; ama Mustafa Kemal' e laf eden inkar eden hainden başka bir şey değildir benim için.Saygılar...