Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

22 Ağustos 2017 Salı

Kıt mısınız

      Şu yapacağım paylaşımdan sonra beni sosyal medyaya takık biri gibi görebilirsiniz.Değilim kesinlikle değilim; ama bazı insanlar gözüme çok g...zekalı görünüyor ne yapayım.Ben böyle g... yazınca ayıplığı ortadan kalkıyormuş:) Yani siz anlayacaksınız; ama ben kötü bir şey yazmamış olacakmışım o da ayrı  mesele işte.


   Malum öyle bir devire geldik ki, doğmamış bebeğin, kedinin köpeğin bile sosyal medya hesabı var.Dalga geçmiyorum bakınız;


Şu iki köpekçiğin birinin takipçi sayısı 254 bin, ötekinin 50bin.Şaka filan yapmıyorum.Tamam sahiplerinin Nick Bateman olmasının da etkisi büyük( Nick bu yaz Türkiye'ye geldiğinde Türk erkekleri bi sürü paylaşım yapmıştı, beyler sokağa çıkmayın Nick burda, kimse değerimizi anlamaz diye).Tamam ona da bir şey demiyorum, yani kısmen demiyorum; ama köpekler için açılan fan sayfalarına ne demeli?

   Şu fanları da ayrı ele almak istiyorum.Ünlülerimiz var tabi milyon tane, mesela bir dizi başlıyor oradakiler hemen bi meşhurlaşıyor sonra bakıyorsun her bir karakter için en az 5 tane fan sayfası açılmış o da yetmiyor dizide kim kime aşıksa onlar için ortak fan sayfası açılıyor.Ünlülerin fanları kendi aralarında kavga ediyor, hakaretler havada uçuşuyor.Son zamanlarda 'mom' lar çoğaldı, mercimek kadar bebelerinin fotoğraflarını paylaşıyorlar mesele ona tamam; lakin o bebeye de fan sayfaları açılıyor.Yapmayın gözünüzü seveyim arkadaşlar, birini seversiniz takip edersiniz sonuna kadar eyvallahta, işsiz misiniz nesiniz yahu fan sayfaları açıp yok lütfen bir yorum, lütfeeen beğeni diye yalvarıyorsunuz, kıt mısınız, eksik misiniz nesiniz yahu.Ulan insan anası babası sevgi göstermeyince beni sev diye o kadar zırlamıyor.Ben bunun artık bir hastalık olduğunu düşünüyorum, psikolojik rahatsızlık.

   Sosyal medya kullandığım zamanlar gördükçe gıcık oluyordum.Bir insan neden bu kadar işsiz olur diye düşünüyordum, eksikliği ne ki acaba, hoş hala düşünüyorum; ama en azından artık görmüyorum.Yine saydırdım bir sürü :)Ha bu arada eklediğim fotoğrafı arkadaşımın sosyal medya hesabından ekledim :D Esen kalın!

18 Ağustos 2017 Cuma

Eğitim Şart

   Eveet bugünün konusu bir eksikliğimiz üzerine.Bu kez yanıltmadım direk başlıktan anlayacaksınız eğitilmesi öğretilmesi gereken bir şey, tuvalet temizliği!Ne diyor Cem Yılmaz abimiz EĞİTİM ŞART!

   Bu yazıyı yazmaya beni ortak kullanım alanlarının(TUVALET) pisliği zorladı.Erkek tuvaletlerini bilemiyorum o yüzden yorum yapamayacağım; ama yahu hemcinslerim nasıl bu kadar pislik olabilir diye düşünmeden edemiyorum çoğu zaman.Hele hele ortamlarda kendisinden daha çıt kırıldım, nazik, görgülü olmayan insan evladı, o peçeteleri çekip çekip yerlere atmak nedir gözünü sevdiğim.

En büyük sorunsalımızdan biri sifonu çekmemek.Bakın ne diyor bu sifon çekmeme durumu için bir görevilimiz.

   Anlamıyorum cidden bir sifona basmak ne kadar zor olabilir.İlk kez Paristeki havaalanında karşılaştığım; ama çok beğendiğim bir sistemden bahsedeyim size.Kapıyı kapadığınızda arkanızdan otomatik kilitleniyor ve siz sifona basana kadar kilitli kalıyor!Böyle şeyleri düşünmek bile utanç verici olsa da malesef gerçekler bunlar.SİFONA BASMAK ELİNİZDE diye bir kampanyamı başlatalım.Çocukluktan piyano kursuna Kuran kursuna, dil kursuna bilmem ne kursuna gönderiliyor çocuklarımız.Bunlardan önce vermeniz gereken eğitimi tamamladınız mı ben ona bakarım.Böyle şeyler aileden gelir, eğitim verilir, peki neden üzerinde durmuyoruz.

   Utanıyorum, iğreniyorum bu pislikten.Dün çok bunaldığımdan elimi yüzümü yıkmaya gittim.Kapıyı açmamla dehşete düşmem bir oldu.Yerlerde o kadar fazla kağıt peçete vardı ki, çekip çekip atmışlar, musluklar açık yerler ıslak.O sırada temizlik görevlisi geldi yüzüne bakamadım.O kadın temizleyecek oraları, evet bu onun işi bundan para kazanıyor; ama arkanızı toplayan biri var diye bu kadar çirkin kullanmak hoş mu?


   Bakın bu fotoğraf  Koredeki bir okuldan, temizlik yapanlar da öğrenciler.Tüm öğrencileri kapsayan bir program düzenleniyor ve bu şekilde tuvaletten sınıfa okulun her yanını öğrenciler temizliyor, sizce neden???

   Çocuklarınızın okulunda çok başarılı olması için yaptığınız hırs kadar lütfen insani eğitimleri konusunda da hırslanın, belki de bu şekilde ilerideki yıllarda şimdikinden çok daha farklı bir durumda oluruz, HER KONUDA.



15 Ağustos 2017 Salı

Sosyal Medya Görgüsüzlüğü

   Merhaba sevgili okuyucu.Bugün size neden tüm sosyal medya hesaplarımı kapattığımı anlatacağım.Ben ki ilk zamanlardan beri aktif bir şekilde sosyal medya kullananlardanım.Lise sondayken facebook çıkmıştı, birden patlamıştı bir şiddet bir heyecan.O zamanlar herkesin kameralı telefonu yoktu, olanlar milletin fotoğrafını çeke çeke bir hal olmuştu, işte tee o zamanlardan beri kullanırdım facebook.

   Facebook bir süre sonra sıkmaya başladı neden; çünkü internet her eve girmiş, artık amcalarımız teyzelerimiz bile facebbok kullanır olmuştu.O sıralarda da artık herkes ilişki durumu paylaşmak için bile facebook kullanırdı:) Artık çok kullanmamaya başladığım zamanlarda snapchat ve instagram rengini belli etmeye başladı.Üniversite 3 te yeni favorim bunlardı artık, herkes bilmiyordu bu uygulamaları paylaşımlarını yedi sülalen görmüyordu.Aynı zamanda facebook hesabım aktifti; ama yakın çevrem instagramı keşfedince ve bizim köyün tamamı benim facebookta arkadaşım olunca artık facebooku kapama vakti geldi dedm ve kapadım 2 sene önce.Snapchati sırf arkadşlarıma salak salak fotoğraf atmak için kullanıyordum neden çünkü 5 saniye sonra silinir şekilde ayarlamıştım, güleceklerdi ve bitecekti.Kuzenim ve arkadaşımın zoru ile swarm açtım bir ara; ama bana çok saçma geldi.Bir yere gidiyorsun yer bildirimi yapıyorsun ordaki herkes seni görebiliyor ekliyorlar, bana bi çeşit çöpçatanlık şeysş gibi geldiğinden 2 ay kadar kullanıp kapadım.

   Herkes yavaştan instagramı keşfetti, bi de instagram özellik getrdikçe getirdi ve insanlar cılkını çıkarmaya başladı taaamaaam dedim.İnstagram çıktı çıkalı sanki aile fertleri birbirini çok sevmye başladı sanki, babası istese bir bardak su vermez; ama instagramda babişkomla deniz keyfisi, canım anneciğimle gün toplantısı gibi paylaşımlar gelmeye başladı.Kavga ettiklerine şahit olduğum arkadşım 2 dakika sonra kocasıyla fotoğrafını paylaşıyor, kocası ise her şeyim yazıyor.Lan ne yapıyorsunuz diye geçiriyorum içimden.Ay bir de dışarıda bir yerde çaya yemeğe gitmeyiversinler..Gelen yemeğin 10 açıdan fotoğrafı çekiliyor, yemek ortadayken masadakilerle yanak yanağa filan fotoğraflar, yemek soğudu alooooo.Yahu ben iş için aktif bir şeklide yurtdışına gidiyorum, onda bile bi kolaj yapıyordum arka arkaya 80 tane fotoğraf paylaşmamak için.Adam mahalledeki çay bahçesinde tuvalette 20 tane fotoğraf çekiyor, muhabbet desen fotoğraf çekiminden az.

   Böyle böyle instagramdan da soğudum, ay dedim insanların görgüsüzlüklerini, mış gibi fotolarını çekemicem ve pat diye kapadım.Kimin ne yaptığını bilmiyorum arayıp sormadıkça, zaten benim hesap açıkken de ben pek paylaşım yapmazdım o yüzden insanlar ne yaptığımı bilmezdi.Şimdi arayıp sorarlarsa öğrenirler, gereksizler zaten bilmesin amaaannn

 

11 Ağustos 2017 Cuma

YAŞASIN TEKNOLOJİ

   Herkese benden selam olsun, biraz meltemli olsun da şu boğucu sıcak havayı dağıtsın.Biraz sıcaklar biraz yoğunluk, az da bahane ile yazma işine ara verdiğimin farkındayım.Öf evet farkındayım son birkaç paylaşımımda da bu cümle var.Tembellik yapmayacağım, yani tamam sanki:)

   Neyse efendim, ben aslında biraz alaturka bir insanım.Başlığa bakınca yanlış yazdığımı düşünüyor olabilirsiniz; ama değil.Okuyanlar bilir en yakın arkadaşımla aramızda geçen bir diyalogu paylaşmıştım şurada.Vay efendim beni sevmiyorsun da filan, mektup yazayım diye dalga geçtim olur dedi.Bir kez yazdığım bir mektupa aşırı takılmıştı.Hemen o mektup olayını anlatayım, üniversite son sınıfta artık valizler kapanırken en sevdiğim arkadaşlarıma birer mektup yazdım ve valizlerdeki eşyalarının arasına sakladım, hepsi eve gittiğinde zırlaya zırlaya mektuplarımı okumuşlar.Ne zırlıyosunuz di mi, 4 senenin sonunda benden beklediğiniz sevgi gösterisini yaptım, ha uzaktan mektupla; ama olsun zaten başka türlüsünü yapamazdım.Neyse işte dedim hadi arkadaşımın gönlünü yapayım yazdım bir mektup, tabi ki kırtasiyeye gitmeye üşendiğimden temiz bir A4 e yazdım, yani ben de isterdim renkli kokulu kağıtlara yazmayı; ama kısmet değilmiş, neyse işte bitirdim mektubumu , rujumu sürüp koyu bir öpücükte kondurdum:) Zarf olarakta şirketin zarflarınından birini kullandım bayağı uzun fatura zarflarından işte, neyse ki arada logosuz zarflar çıkıyor da onu kullandım:)Kargolasam diye düşündüm, sonra neyse efendim dedim her şey usulüne göre olsun verdim postaneye 1 gün 2 gün 3, 5 , 10 gün oldu hala ulaşmamış.E mektup yazdım ya bir heyecan teşekkkür filan bekliyorum cııks.Üçüncü haftaya girerken artık bir mesaj geldi.Bayağı bir duygulanmış arkadaş, ben de hemen yazıyorum dedi cevap dedim gerek yok, olmaz dedi, iyi dedim illa yazacaksan kargoya ver bence, yok dedi usulüne uygun olsun.Yazmış postalamış sürekli soruyor geldi mi diye, yook.O da bi 3 haftayı buldu :D Bu kez de o duygusallaştırdı.

   Ya tamam mektup güzel, alaturka hoş emek istiyor; ama yani sevgilime yazsam ne olacak.Düşünsene kavga ediyoruz, mektup gelene kadar kavga sebebibi unuturum e sinirim geçer , kavganın hakkını veremem ya saçma işte.Şuan telefonda 5 dk geç cevap yazınca olay çıkarıyor insanlarKargo yine bi derece genelde ertesi gün ya da bir sonraki gün geliyor; ama mektup abooowww.Gözünü sevdiğimin teknolojisi, mesaj atıyosun şaaak orda, özlüyorsun ( merak ediyorsun nerede ne yapıyor diye) görüntülü arıyorsun.Valla şu telefon nimet ya, her ne kadar bazen kapatıp kimseye cevap vermek istemesem de.Arada internetimi kapatıp birkaç saatte açmıyorum; ama olsun onu canım istediği zaman yapıyorum, ulaşmak istediğimde telefonun intenetin olması bir harika!








3 Ağustos 2017 Perşembe

Astrolog Abi ve Ablalarımızdan İnciler

   Bugün kendimi anlatmayacağım benim yerime astrolog abi ve ablaların yazdıklarını kopyalıyorum.Benimki bire bir uyuyor, aranızda Yay olan var mı?Olmayanlar için birkaç burç daha ekleyeceğim, gerçekten burcumuzun üzerimizde etkisi var sanırım, ciddiye mi almalıyız ne!

Yönetici Gezegeni: Jupiter 
Karakterim
Bir zaman makinesi yapıp 1913 yılına, Amerika’nın kuzeydoğusuna, Massachusetts’a gittiğimizi hayal edin, Eleanor H. Porter küçük tahta kulübe evinde oturmuş, Pollyanna’yı yazdığına şahit olduğunuzu hayal edin. Eşsiz bir görüntü!
Elenor’a usulca sokulup “Sevgili, Elenor. Tanrı aşkına bu Pollyanna’nın burcu Yay mı?” diye sorduğunuzda, usulca “Evet.. üstelik, yükseleni de Yay” dediğini duyacaksınız.
Pollyanna olmak her zaman iyi midir? Hayır değildir, belki de sık sık yara almaya açık olmanızın nedeni olaylara karşı iyimser tavrınızdır. İnsanlara karşı sonsuz inancınız yüzünden yarı yolda bırakılmış olmanız mümkün değil mi?
Hem ne çabuk size yapılan haksızlıkları unutabiliyorsunuz, hayret! Durun ve kendinize gelin, siz İsa değilsiniz size tokat atana yüzünüzün diğer yarısını çeviresiniz. Tokat yediğinizde siz de atmaktan çekinmeyin! Ya da siz Mevlana mısınız –ki “Ne olursan ol, gel” diyesiniz.
İyi olmanızda, iyimser olmanızda hiçbir sakınca yok. Belki de yapmanız gereken şey etrafınızdaki insanların siz kadar iyi niyetli olup olmadığını denetlemektir. Fakat siz de haklısınız, hayaldeki prens olsa da, gönül haydutları sever.
Sırada Başak var.
Yönetici Gezegeni: Merkür

Karakterim
Yazın en tatlı zamanında anneniz sancılandı, apar topar hastaneye gitti ve doktorlar annenizi doğuma aldı. Ebe poponuza vurduğunda dünyada olduğunuzu anladınız ve ağlamaya başladınız. Beyninize o ilk sinyal gitti “Ağladığıma göre burası pek hoş bir yer değil.” İlk karmaşadan sonra sevimli hemşireler sizi annenizin kucağına bıraktı, gözlerinizi usulca açtığınızda kocaman suratlı bir kadının size baktığını gördünüz. Tahmin ettiğinizden daha çirkin görünüyor, yüzü de kırmızı, kilo verdiğinde bir daha kontrol edeceksiniz.
Dünyaya geldiğinizden bu yana çok zaman geçti ve büyüdünüz. Ama açıkçası daha iyi bir aileye sahip olabilme gerçeği aklınızın hep ucunda. Saçlarınız kıvırcık değil düz olsa daha kullanışlı olurdu. Belki de dünya yuvarlak yerine kare olmalıydı, öyle değil mi?
Sorumuz apaçık ortada “Neden gökyüzündeki bulutlara baktığımda kalpler, filler görmek yerine fırtınanın çıkacağını görüyorsunuz?” Hayır, uyumsuz ya da pesimist değilsiniz, yalnızca tatlı filleri görmek yerine fırtına çıkarsa bozulacak saçlarınızı düşünüyorsunuz. Saçlarınız bozulduğunda düzeninizin de bozulacağını biliyorsunuz.
Kimi insanlar sorunlarla karşılaştıklarında çözmek için çaba gösterirler, siz başak burçları ise sorunlarla karşılaşmadan çözüm üretmek için çaba göstermeye programlısınızdır.
Bu düzene olan tutkunuz iş yaşantınızda size artılar kazandırsa da özel yaşamınızda zorluklar sunacaktır. Belki de, her gün hava durumunu kontrol etseniz şemsiyenizin rahatlığı ile bulutlardan sevimli filleri görebileceksiniz.
Akrep
Yönetici Gezegeni: Mars, Plüton
23 Ekim – 21 Kasım

Karakterim
Güzel ve güneşli bir güne uyandınız, yüzünüzü yıkadıktan sonra aynaya baktınız ve gerçekten harika göründüğünüzü gördünüz. En güzel kıyafetlerinizi giyip kendinizi sokağa attıktan yarım saat sonra o güzel hava bozdu, fırtına bulutları geldi, şimşekler çaktı, yağmur damlaları yeryüzüne hızla çarparken saçınızdan, ayakkabınıza kadar sizi ıslatmayı başardı. Ooops! Aksilik işte, halbuki harika görünüyordunuz.
Peki bütün bunları beyninizin algılama biçiminin nasıl olduğunu düşündünüz mü? Düşünmediyseniz buyurun birlikte düşünelim, daha sonra söz ne kadar seksi olduğunuzdan bahsedeceğiz.
Bu güneşli günün berbat olmasını beyninizin algılama biçimi gerçekten şaşırtıcıdır. Gökyüzünün de sonunda, iklimleri, havayı kontrol eden melekler sizin saçınızı yaptırdığınız, jilet gibi giyindiğinizi gördüler ve dediler ki, “Neden hayatı ona zehir etmiyoruz” ve hemen fırtınayı başlatarak size hayatı zindan etme eylemlerine başladılar. Evet! Aynen söylediğim gibi oldu, çünkü meleklerin işleri güçleri yok kafayı sizle bozmuşlar!
Yeter! Artık etrafınızda yaşanan olumsuzluklara odaklanmaktan vazgeçin. Dünya berbat bir yer olabilir,  insanlık çirkin olabilir, aradığınız aşkı bulamamış bile olabilirsiniz. Ama biraz da hayatın size sunduğu güzellikleri görmeye çalışmalısınız. Belki de bu vazgeçememe, bağlanma bu tutkulu davranışlarınızı olumsuzluktan, melankoliden uzaklaştırıp daha pozitif alanlarda kullanmanız gerekmektedir. Ortalama 82 yıl ömrünüz varken mutluluğu niçin mutsuzlukta aramakta direniyorsunuz?
Sizi mutsuz eden bir işte mi çalışıyorsunuz, her gün buna odaklanmak yerine daha mutlu olabileceğiniz işler mevcut mu diye kontrol edin. Kim bilir, belki sizi mutlu edecek işler vardır da, siz yalnızca iş yerindeki mutsuzluğunuza saplanıp kalmışsınızdır.
Ve evet, tebrikler çok seksisiniz!
Terazi
Yönetici Gezegeni: Venüs

Karakterim
Siz bir kayıkçısınız, kayığınızla gölün karşı yakasına geçirmeniz gereken kurt, kuzu ve ot üçlüsü var. Belki başka birisi olsa kuzu kurdun midesine çoktan  inmiş olurdu ama kontrol sizde, siz varken kimseye zarar gelmeyecektir.
Peki değer mi? Size ne kurttan, kuzudan, ottan.. Kim kimi yerse yesin, size mi düştü tasası?
Şimdi durup düşünelim, birçok kaynaktan ezberlediğimiz klişeler üzerinden geçelim. Adeletli, uyumlu, nazik ve naif olduğumuzu biliyoruz. Peki neredeyse kusursuz olmamıza rağmen niçin diğer insanların hakkımızda düşündüklerini bu kadar önemsiyoruz? Neden kendimize hata yapma payı bırakmıyoruz?
Durup bir kendinize dışarıdan bakın, bunca zaman idare ettiğiniz şeyler harika, kusursuz şeyler miydi? Harika olsalar idare edilirler miydi? Siz kusurları örtbas etme yeteneğine sahipsiniz, insanları oldukları gibi kabullenme yetisine sahipsiniz. Peki buna rağmen kendinizi neden olduğu gibi kabullenemiyorsunuz?
Belki de etrafınıza gösterdiğiniz sinir bozucu anlayışı, dostlarınıza sunduğunuz tarafsızlığı kendinize göstermeniz gerekmektedir. Belki de adaletsizliği en başından beri kendinize yapıyordunuz. Belki de arkanıza yaslanıp biraz rahatlamayı denemekten, yanlış yapmanın kusur değil de, doğal bir durum olduğunu idrak etmekten korkmamalısınız. Etrafınızdaki insanları mutlu ettiğiniz kadar kendinizi ihmal ettiğinizi görmezden gelerek yaşamayı bir kenara bıraktığınızda mutlu olduğunuzu göreceksiniz.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Ya Sakinleştir Ya Da Uzak Dur

   Bazen canınızın ne kadar yandığını kimseye anlatamazsınız, ha aynı şekilde başkasının da yandığını anlamayabiliyorsunuz.Bazen anlatmakta istemeyiz; ama karşımızdaki anlasın isteriz.Anlamasını istediğiniz kişi az öküz (yani anlayamayabiliyor da olabilir; ama bence öküz) ise kendinizi yırtsanız da anlamaz.Durup duvara bakarken bendeki değişimi düşündüm bir.Son bir saattir bileğimi ovup(bileğim günlerdir o kadar acıyor ki, ters hareket yapıp daha da acıttığımda küfür savuruyorum içimden) duvara ya da parkeye bakıyorum.

   Neyse efendim, ben canım sıkkın olduğunda kimseye söylemem, eskiden kimsenin anlamadığını düşünürdüm, neden; çünkü yok bişeyim diyorum ya da uykusuzum yorgunum filan onlar da inanıyor geçiyor gidiyor; ama beni tanıyan insanlar farkediyormuş, nasıl mı hemen anlatıyorum.Bir kere ben tam bir pis boğazım, çikolata pasta fast food en sevdiğim şeylerdir, herzaman yiyebilme potansiyeline sahibim.Biri bunlardan birini önüme kadar getiriyor ve ben yemiyorsam eğer ciddi bir problem vardır.Uzun süredir bir şey yememiş olmasam da midem almaz.Sessizliğim sağır edici olabilir mesela, duymak isteyene.Yani normalde tepki vermem bağrınmam gereken konuları geçiştiriyorsam, sanane banane kelimelerini çok kullanıyorsam eğer yine vardır bir şey.Mesela dün bir şeyler söylendi benim için, normalde sinir katsayım sınırda olmalıydı; ama kafamı meşgul eden ve çok üzüldüğüm başka bir şey olduğundan üzerinde duramadım bile, zaten ağlıyordum araya 2 gözyaşı da onun için girdi.

   Benimle kavga etmek isteyen biri öyle zamanlarda eli boş döner anlayacağınız; çünkü inanılmaz derecede tepkisiz olabiliyorum sanırsın bi kutu antidepresan içmişim, onu daha önce denemiştim; ama hoş bir sonuçla karşılaşmamıştım, lütfen denemeyiniz :)Konu nereden nereye geldi yine, yazarken bileklerime kramp girdi lanet, sanırım fena incinmiş.Bu konuya daha sonra devam edeceğim.Şarkı hepinize armağanım olsun, adios!