Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

1 Ekim 2016 Cumartesi

UYKUSUZLUK

  İlkin kırık bir ayak parmağıydı, sonra kırık bir alın ve sonunda kırık bir yürek. Ama, bir yerlerde söylediğim gibi, insan kalbi kırılmazdır. Kırıldığını tasarlarsın yalnızca. Asıl tepelenen ruhtur. Ama ruh da güçlüdür ve eğer istenirse yeniden canlandırılabilir.
  Her neyse, bu kırık parmak beni hep sabahın üçü sularında uyandırıyordu. “Cinli Saat” çünkü onun ne yaptığını en çok o saatlerde düşünüyordum. O, geceye ve sabahın erken saatlerine aitti. Solucan avlayan erkenci kuş değil, şarkısı panik ve yıkım yaratan erkenci kuş. Yastığınızın üstüne hüzün tohumları saçan kuş.
  Sabahın üçünde, umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan, özellikle de onun orada olmadığını düşündüğün anlarda, kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendi kendini sokarsın. Ya da, hiç yollamayacağın mektuplar yazarsın ona, volta atar, söver ve dua eder-sin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürür gibi yaparsın.
  Bir süre sonra bu durulur. Eğer yaratıcı bir bireysen -unutma, bu noktada boktan bir hiçsin-kendine bu acıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın. Ve işte o gün sabahın üçünde benim başıma gelen de tam buydu. Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim. Ancak şimdi, bu satırları yazarken ne menem bir teşhirci olduğumu anlıyorum.
  Çılgın suluboyalarla resimlediğim bu acıyı kesinlikle herkes anlayamaz. Bazıları onları düpedüz neşeli buluyor, iyi mi. Ve yürek parçalayıcı bir biçimde neşeliler de. Bütün o çılgın sözcükler, cümlecikler onları esinleyen çarpık bir mizah duygusu değilse nedir?
(Belki de bu çok önce başladı, bir başkasıyla, ilkiyle, ilk menekşe buketini götürdüğüm ile başladı ve tam buketi ona uzatacakken elimden kaydılar ve o da kazara (?) üstlerine bastı, ezdi onları.) Gençken böyle ufak tefek şeyler çok rahatsız edebilir insanı.
  Şimdi ben genç değilim kuşkusuz bu da herşeyi daha rahatsız edici bir hale sokuyor. Ve, eklemeye gerek yok, çok daha gülünç. Yalnız, kulak verin, aşkın sözkonusu olduğu yerde, hiçbir şey, hiç kimse; hiçbir durum tümüyle gülünç olamaz. Hiç doyamadığımız bir şey varsa o da aşktır.
Ve yeterince vermediğimiz tek şey de odur.
  “Aşk ne yalvarmak ne istemelidir…” (Herman Hesse) (Gerisini sonra alıntılarım. Duvarımda yazılı, onun için unutma olasılığı yok) Evet, biraz da banal ve basmakalıp görünen bu kısa cümleye ben çok kritik bir anda rastladım.
  “Aşk ne yalvarmak ne istemelidir.” Bu elleri ayakları bağlı birine ip merdivene tırmanmasını söylemeye benziyor. Bu soylu gerçeği kabullenebilmek için acılardan geçmelisin. Sinik kişi, bunun ölümlü insanlar için değil, azizler ya da melekler için söylendiğini ileri sürecektir. Ama korkunç gerçek şu ki biz sıradan insanlardan istenen, tam da olanaksız olandır. Biziz ayartıcı isteklerle kurtuluşa ulaşan. Ateşe atılması gerekenler bizleriz aziz olmak için değil, tümüyle ve sonsuza kadar insan kalabilmek için. Hatalarımız ve zaaflarımızla edebiyatın başyapıtlarına esin kaynaklığı edenler biziz. En berbat durumda bile umut doluyuz...

                                                             HENRY MILLER


2 yorum :

  1. Ne oldu? Dur bir soluklan. Gecenin üçü karanlık. İyi görememiş olabilir misin?

    Fikret Kızılok mu dinlemeli acaba o saatte? "Gecenin tam üçündeyim, dertlerin en gücündeyim" der ya :)

    Sulu boya resimleri de görmek isterim. Bahsetmişimdir, ben asıl resim yapardım. Şu sıra ona da vakit yok.

    İyi, neşeli bir gün diliyorum. Kırık parmağına iyi bak.

    YanıtlaSil
  2. o saatte uyuyunca bu saatte uyanılıyr, Fikret Kızılok'u çok sevrim, bu eser Henry Miller' a ait,İnsomnia adlı eserinden, çok sevdiğim için siinle paylaşmak istedim; ama ben de görmek istiyorum artık resismleinii

    YanıtlaSil